7 Eylül 2026 Pazartesi ☀️ Kadıköy 22°C
Site Menüsü

AİHM'den Kavala kararı: 'En kısa sürede serbest bırakılmalı'

1 hafta önce 11
Şimşek AI Bu haberi sadece üç cümle ile özetleyebilir.
Özetlemek için buraya basın

Kaynak, Omer Messinger/Getty Images

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dokuz yıldır tutuklu olan Osman Kavala'nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı.

AİHM'nin temyiz organı olarak görev yapan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) altı maddesini ihlal ettiğine karar verdi.

AİHM Başkanı Mattias Guyomar tarafından açıklanan son kararda, "Mahkeme, davalı devletin başvuranın en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlamasının zorunlu olduğuna karar vermiştir" denildi.

Türkiye'den karara ilk tepki, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum'dan geldi. "AİHM haddini bilsin" diyen Uçum, "Hiçbir uluslararası mercinin milli yargımıza talimat verme hadsizliği kabul edilmez" açıklamasını yaptı.

Sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla tanınan iş insanı Kavala'nın başvurusu, AİHM'nin 10 Aralık 2019'da verdiği ve Türkiye aleyhine sonuçlanan ilk karar sonrasında kendisine karşı alınan tüm tedbirlere yönelikti.

Türkiye'nin, Kavala'nın tutukluluk hali nedeniyle ortaya çıkan sonuçları ortadan kaldırmak ve tespit edilen ihlalleri etkin bir şekilde gidermek için mümkün olan en kısa sürede tüm uygun önlemleri uygulamasının gerekli olduğu da mahkeme kararında yer aldı.

Anayasa Mahkemesi kararlarına tam saygı gösterilmesinin hukukun üstünlüğünün korunması için şart olduğunun vurgulandığı AİHM kararında şu ifadeler kullanıldı:

"Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'nin de belirttiği gibi, kararlarının uygulanmaması bireysel temyiz başvurularının etkinliğini tehlikeye atabileceği gibi başvuranları kendilerine tanınan hakların somut faydasından mahrum bırakarak anayasal düzeni de zayıflatabilir."

Kavala davasında tespit edilen ihlallerin özellikle hassas siyasi boyutlara sahip davalarda yürütme organının bazı yargı kararları üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunmasını kolaylaştırabilecek, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini etkileyen yapısal eksiklikleri ortaya koyduğu da AİHM'nin vurguları arasında yer aldı.

Büyük Daire'nin, nihai nitelikte olan kararında Türkiye'nin ihlal ettiğine hükmettiği AİHS maddeleri şunlar:

Bu davada Ceza Kanunu'nun yorumlanma biçiminin, yasanın uygulama alanını öngörülemez bir şekilde genişlettiği, keyfi müdahalelere karşı gerekli asgari korumayı sağlamadığı ve bu nedenle "yasa ile öngörülmüş" olarak kabul edilemeyeceği AİHM'nin vurguları arasında yer aldı.

Bu durumun, "hukukun üstünlüğü ilkesinin özünde yer alan temel güvencelere yönelik son derece ciddi bir ihlali ortaya koyduğu" belirtildi.

AİHM kararı gereği Türkiye, Kavala'ya tazminat ödeyecek.

Türkiye'nin ödeyeceği tutarın toplamı, mahkeme masrafları da dahil olmak üzere 113 bin 342 Euro olarak belirlendi.

Bu arada Kavala kararında Büyük Daire'yi oluşturan 17 hakimin tamamının aynı fikirde olmadıkları görüldü.

İki hakim karar konusunda farklı görüş bildirdi.

Karar büyük ölçüde 2'ye karşı 15 oyla şekillendi.

Yargıçların büyük çoğunluğundan farklı çizgi benimseyen iki isim Türk hakim Saadet Yüksel ve Boşnak hakim Faris Vehaboviç oldu.

AİHM kararı sonrası iktidardan ilk tepki Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum'dan geldi.

Uçum, X'ten yaptığı açıklamada AİHM'in kararını "siyasi proje" olarak nitelendirdi ve "AİHM bir derece mahkemesi olmadığı gibi hiçbir surette hiyerarşik üst yargı merci de değildir "dedi.

AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılığın olmadığını savunan Uçum, "AİHM kararlarının usulden mahkemeleri bağlayıcılığı, ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması zorunluluğudur" ifadelerini kullandı.

"AİHM haddini bilsin" diyen Uçum açıklamasına, "Belli ki Türkiye AİHS'e taraf olma durumunu ve AİHM'e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor" diye devam etti.

AİHS'nin 46. maddesi gereği, sözleşmeye taraf olan devletler açısından AİHM kararları bağlayıcı nitelikte.

Türkiye, AİHS'yi 1950'de imzaladı, 1954'te onayladı.

Bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıyan Türkiye, AİHM'nin zorunlu yargı yetkisini 1989'dan bu yana tanıyor.

AİHM kararlarının uygulanması bireysel ya da genel önlemlerle yapılıyor.

Bireysel önlemler, başvuranın hakkının ihlaline yol açan sebepleri ortadan kaldırmayı, genel önlemler ise başvuruya konu ihlali herkes için ortadan kaldırmayı ve böylece ihlalin devamını önlemeyi sağlayacak tedbirlerden oluşuyor.

AİHM kararlarının uygulanmasının takibi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılıyor.

Türkiye'nin AİHM tarafından açıklanan kararlara uyum düzeyi genelde oldukça yüksek.

Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş örneklerinde olduğu gibi kritik davalarda bu uyum oranı daha düşük.