Siyaset

SDG'nin feshi Türkiye ve Suriye Kürtleri için ne anlama geliyor?

27.08.2026 15:59 BBC Türkçe - Siyaset
Suriye Demokratik Güçleri (SDF) lideri Mazlum Abdi, 25 Ağustos'ta oluşumun feshedildiğini açıkladı.

Böylece 2015'te kurulan ve 2026'nın başına kadar Suriye'nin kuzeydoğusunu kontrol eden fiili yönetim resmen sona erdi.

Türkiye'nin "PKK'nın uzantısı" olarak kabul ettiği SDG'ye bağlı Kürt silahlı güçler Suriye ordusuna katıldı.

Kürtlerin Rojava olarak adlandırdığı bölgedeki sivil ve askeri kurumlar da merkezi yönetime entegre edildi.

Türkiye ve ABD, SDG'nin feshini memnuniyetle karşıladı.

Suriyeli Kürtlerin yeni hükümette ne rol alacakları ve vatandaşlık haklarına ilişkin tartışmalar sürüyor.

Türkiye, kuruluşundan itibaren SDG'yi sınırında bir tehdit unsuru olarak gördü.

SDG'nin omurgasını Kürt Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyordu.

Türkiye YPG'yi "PKK'nın Suriye kolu ve terör örgütü" olarak kabul ediyor ve SDG'ye karşı da aynı yaklaşımı benimsiyor.

Ankara, SDG'nin sınır bölgelerindeki hakimiyetini sınırlamak için 2016-2019 arasında Suriye'nin kuzeyine askeri harekâtlar düzenledi.

Türkiye, Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından SDG'nin varlığının sona ermesini talep etti, grubun merkezi hükümete entegrasyonu konusunda yürütülen müzakerelerde de rol aldı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 26 Ağustos'ta yaptığı açıklamada SDG'nin feshini "memnuniyet verici bir olay" olarak niteledi.

Fidan, Suriyeli Kürtlerin kimliğinin korunması gerektiğini, ülkenin toprak bütünlüğünün bozulmaması gerektiğini ifade etti ve şunları söyledi:

"Şam'da yapılan açıklama metni itibarıyla olumludur ama pratikte de söylendiği gibiyse ziyadesiyle olumludur."

ABD merkezli Brookings Enstitüsü Türkiye Projesi Direktörü Aslı Aydıntaşbaş, SDG'nin feshi ile ilgili "Bence Türkiye Suriye'de istediğini aldı" değerlendirmesini yapıyor.

Konuyu 'ye değerlendiren uzman, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Öncelikle kendi güvenlik kaygılarını gideren yeni bir yapı söz konusu.

"Ama daha da önemlisi Kürtlerin Şam rejimi ile entegrasyonunu teşvik ederek Türkiye'deki barış süreci ile neredeyse paralel giden yeni bir Suriye'nin oluşmasına neden oldu."

Aydıntaşbaş, Şam yönetimi ve SDG arasındaki müzakerelerin yalnızca Suriye bağlamında olmadığını, buna Abdullah Öcalan, Türkiye ve Türk güvenlik kaynaklarının da fiilen dahil olduğunu vurguluyor.

Gazeteci, SDG'nin feshi için "Türkiye'deki sürecin de önünü açar" değerlendirmesini yapıyor.

Kaynak, Delil Souleiman/AFP/Getty Images

2007-2009 yıllarında Türkiye'nin Şam büyükelçiliğinde görev yapan emekli başkonsolos Gülru Gezer de "Bu hem terörsüz Türkiye hem de terörsüz bölge süreciyle örtüşen bir gelişme" diyor.

Konuyu 'ye değerlendiren Gezer şunları söylüyor:

"[Kürdistan Topluluklar Birliği] KCK yapılanması altında Türkiye'de, Suriye'de, Irak'ta ve Iran'da farklı terörist yapılanmalar var. Şimdi yavaş yavaş bunların çözüldüğünü görüyoruz bölgede.

"Aynı gelişmeleri Irak ve İran'dan da bekliyoruz. Müttefikimiz olarak nitelendirebileceğimiz birçok Avrupa ülkesinin de PKK terör örgütüne yönelik olarak desteğini çekmesini tabii ki istiyoruz."

Kürdistan Topluluklar Birliği, PKK ve çizgisindeki örgütlerin çatı yapılanması konumunda.

Peki SDG'nin feshi Suriyeli Kürtler için ne anlama geliyor?

SDG'nin feshine giden süreçte grubun elindeki tüm sivil ve idari yapılar Şam yönetimine devredildi.

Ağustos başında BBC'ye konuşan bir Suriye ordusu sözcüsü, grubun bünyesinde yer alan 5 binden fazla askerin Haseke bölgesinde görev alan dört tugaya katıldığını açıkladı.

YPG'ye bağlı Kadın Savunma Birlikleri'nin (YPJ) ise Suriye İçişleri'ne bağlı güvenlik güçlerine katılması ve ülkenin kuzeydoğusunda terörle mücadele kapsamında görev alması öngörülüyor.

Arapça yayın yapan Al Majallah dergisinin haberine göre fesih kararınının ardından SDG lideri Mazlum Abdi'ye Suriye lideri Ahmed Şara'nın danışmanlığı rolü verilmesi üzerinde anlaşıldı.

Grubun dışişlerinden sorumlu İlham Ahmed'e ise Suriye Parlamentosu'nda vekillik verilmesinde mutabık kalındı.

Taraflar arasında 18 Ocak'ta imzalanan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasında Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin "özel yapısının korunacağı" belirtilmiş, vatandaşlık hakları ve ana dilde eğitim gibi adımlar atılmıştı.

Kaynak, Amjad Kurdo/Middle East Images/AFP/Getty Images

Ortadoğu ve Kürt sorunu üzerine uzmanlaşan uluslararası ilişkiler uzmanı Doçent Doktor Arzu Yılmaz ise SDG'nin feshedilme şartlarının grup için ideal olmadığı görüşünde.

Son bir buçuk yıldır konuya dair sahada yaptığı gözlemlere değinen Yılmaz'a göre Suriyeli Kürtlerde bir "hayal kırıklığı ve içine sinmeme hali" var.

Arzu Yılmaz, SDG'nin Esad rejiminin devrilmesinden bu yana "sürekli oldubittilerle" karşı karşıya kaldığını savunuyor ve "Suriye'de oluşmakta olanın bir illüzyon yarattığı kanaatindeyim" diyor.

Yıldız, "SDG aslında Ocak'ta fiilen ortadan kalktı" diye devam ediyor.

Suriye ordusu, Ocak'ta SDG'ye yönelik askeri harekât başlatmış, Şam güçleri grubun kontrolündeki Deyrizor ve Rakka'yı ele geçirmişti.

Türkiye sınırındaki Kobane, Haseke ve Kamışlı bölgelerine çekilen SDG ile Şam yönetimi 18 Ocak'ta ateşkes imzalamıştı.

Arzu Yılmaz, Nusayrilerin yoğun yaşadığı Lazkiye ve Tartus ile Dürzilerin yaşadığı Süveyda vilayetindeki şiddet olaylarını hatırlatarak benzer olayların ülkenin kuzeydoğusunda da yaşanabileceğini söylüyor.

Ayrıca Suriye'nin toprak bütünlüğüne yönelik tartışmaların yalnızca Kürt bölgeleri üzerinden yapılmasını da eleştiriyor:

"Şam'da kurulan otorite çerçevesinde birleştiğini söyleyen farklı cihatçı fraksiyonların entegrasyonu ne oldu? Bunu hiç konuşmuyoruz.

"Dürziler de aynı şekilde. Bugün ne idari ne askeri ne resmi bütünlük söz konusu. Süveyda bölgesinin entegrasyonu ne oldu?"

Yılmaz, SDG'nin yalnızca askeri bir yapılanma olmadığını söylüyor ve grubu "Seküler, eşitlikçi, kadın özgürlüğüne dayanan ve demokratik bir yönetim iddiasıyla siyasi sahnede yer bulmaya çalışan bir yapı" olarak nitelendiriyor.

SDG'nin daha önce "cihatçı ve islamcı bir yapı" olarak değerlendirdiği Ahmet Şara yönetimindeki Suriye hükümetine entegrasyonunun bu boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini savunuyor.

Suriye lideri Ahmet Şara'nın imzası bulunan 16 Ocak tarihli başkanlık kararnamesi ile Suriyeli Kürtlerin Suriye halkının "ayrılmaz ve asli" parçası olduğu vurgulandı.

Bu kararname ile Kürtçe "ulusal" dil, Nevruz ise resmi bayram ilan edildi.

Suriye'nin resmi haber ajansı SANA, 26 Ağustos'ta yayımladığı haberinde Kürtçe'nin 2026-2027 eğitim yılında ilk kez müfredata alınacağını yazdı.

SANA'nın haberine göre Kürtçe, seçmeli ders olarak haftada iki saat öğrencilere verilecek.

SDG ise Kürtçe'nin yalnızca ulusal değil aynı zamanda resmi dil olmasını talep ediyor.

Mazlum Abdi, 22 Ağustos'ta Rudaw'a verdiği bir röportajda SDG kontrolündeki bölgelerde Kürtçe'nin üniversite seviyesinde müfredat dili olduğunu söylemiş ve mevcut kararnamenin bu konuda yetersiz kaldığını savunmuştu.

Al Mujallah'ın haberinde SDG'nin fesih şartları arasında Suriye devletinin Kürtçe'yi resmi dil kabul etmesi, tarih ve coğrafya gibi derslerin okullarda Kürtçe de okutulmasının yer aldığı belirtiliyor.

Aslı Aydıntaşbaş, "Suriye'deki süreç birçok anlamda Türkiye'de yaşanan çözüm sürecinden daha ileri bir noktada" diyor.

Uzman, anadilde eğitim ve yerel özerklik gibi konularda varılan mutabakatları vurgulayarak "Haliyle Suriye'deki süreç Türkiye'den daha hızlı ilerleyebilir" diyor.

Gülru Gezer, SDG ve Suriyeli Kürtler arasında ayrım yapılması gerektiğini söylüyor.

Suriyeli Kürtlerin uzun yıllar vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldığını hatırlatan Gezer, gelinen noktayı şöyle değerlendiriyor:

"Bu, hem Şam yönetiminin otoritesini konsolide etmek açısından hem de [SDG] tehdidini bertaraf etmek açısından bir başarıdır."

*BBC Arapça'dan Heybar Othman bu habere katkıda bulundu.