15 Eylül 2026 Salı ☁️ Kadıköy 22°C
Site Menüsü

Eski müfredat son kez sınıflarda: Maarif Modeli nasıl uygulanıyor?

3 saat önce 2
Şimşek AI Bu haberi sadece üç cümle ile özetleyebilir.
Özetlemek için buraya basın

Türkiye'nin Maarif Model ile kademeli müfredat geçişi, 2026-2027 eğitim öğretim yılında üçüncü yılına giriyor.

Bu, eski müfredattan Maarif Modeli'ne kademeli geçişin son yılı olacak.

Yeni model, 2024-2025'te okul öncesi ile 1, 5 ve 9'uncu sınıflarda uygulanmaya başladı.

Geçen yıl bunlara 2, 6 ve 10'uncu sınıflar eklendi ve bu yıl yeni program ilk kez 3, 7 ve 11'inci sınıflara ulaşıyor.

Böylece ilkokullarda 1, 2 ve 3'üncü sınıflar⁠ yeni programla eğitim görecek, dördüncü sınıflar ise önceki programla devam edecek.

Aynı ayrım ortaokul ve liselerde de yaşanacak.

Beş, 6 ve 7'nci sınıflar ile 9, 10 ve 11'inci sınıflarda⁠ Maarif Modeli uygulanırken, 8 ve 12'nci sınıflar önceki müfredatı izleyecek.

Bu yıl hem eski müfredatla merkezi sınavlara hazırlanan öğrenciler, hem de Maarif Modeli ile beceri temelli eğitimin ilk kuşağı birarada eğitim görüyor.

Ancak son sınıfların bu sene mezun olmasıyla birlikte Maarif Modeli'ne geçiş de tamamlanmış olacak.

Peki, Maarif Model sınıflarda nasıl uygulanıyor, eski müfredattan farkı ne?

'ye konuşan uzmanlar ve öğretmenler, teoride iyi planlanmış Maarif Modeli'nin uygulamada yeterince oturmadığını ifade ediyor.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Maarif Model ile birlikte, önceki müfredattaki içeriğin ortalama %35 oranında sadeleştirildiğini⁠ belirtiyor.

Amaç, konu yetiştirme baskısını azaltmak ve daha derin öğrenmeye zaman açmak olarak açıklanıyor.

Yeni program, bilginin ezberlenmesi yerine kullanılmasını öne çıkarıyor.

Beceri ve etkinlik temelli dersler, günlük hayatla ilişki, disiplinler arası çalışma ve öğrencinin derse aktif katılımı temel unsurlar arasında yer alıyor.

Ölçme ve değerlendirme de yalnızca sınav sonucuna dayanmıyor, öğrencinin gelişiminin ders boyunca izlenmesi hedefleniyor.

Açık uçlu sorular, projeler, performans görevleri ve öğretmen gözlemleri bu yaklaşımın parçalarını oluşturuyor.

Önceki programda da beceriler ve "kök değerler" bulunuyordu, Maarif Modeli'nde ise değerler bütün derslerin temel bileşenlerinden biri haline getirildi.

Adalet, saygı ve sorumluluk "çatı değerler" olarak tanımlandı.

Maarif Modeli'ne göre eğitim veren bir özel okulda sınıf öğretmeni olan Burcu, eğitim programındaki sadeleştirmenin özellikle birinci sınıfta olumlu karşılık bulduğunu söylüyor:

"Okuma, anlama ve yazma becerilerine daha fazla ders saati ayırabildik. Çocuğun bilgiyi ezberlemesini değil, düşünüp çözmesini ve gerçek hayatta kullanmasını hedefledik."

Öğretmenin anlatımına göre eski müfredat ve Maarif Model arasındaki bu fark, matematik sorularında daha görünür hale geliyor.

Öğrenciye yalnızca kısa bir matematik işlem sorulmuyor; bir hikâye, görsel ya da tablo veriliyor. Öğrencinin önce gerekli bilgiyi ayıklaması, ardından problemi kendisinin bulması ve çözmesi bekleniyor.

Burcu öğretmen, birinci sınıf ders kitaplarını başarılı bulduğunu ancak bazı konu geçişlerinde eksik kalındığını belirtiyor.

Bunda öğretmenlerin eski müfredat alışkanlıklarının da etkili olduğunu belirten öğretmen, Maarif Model'de değerlerin derslere yayılmasını da olumlu buluyor.

Buna karşılık modelin adı ile "aklıselim" ve "kalbiselim" gibi kavramsal tercihlerin siyasi ve ideolojik tartışma yarattığını söylüyor.

MEB ise programı "bütün ideolojilerin üstünde" bir anlayışla hazırlanmış bir çerçeve olarak tanımlıyor.

İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi'nin (EPAM) okullarda yaptığı araştırmaya göre (EPAM), öğretmenler Maarif Modeli ile program değişikliğine genel olarak direnç göstermedi.

Beceri ve etkinlik temelli yaklaşım öğretmenler açısından olumlu bulundu; değerlerin bütün derslere yayılması, günlük hayatla ilişki ve öğrencilerin daha aktif olması da güçlü yönler arasında sayıldı.

Ancak araştırmaya göre öğretmenler, programdaki yoğun terminolojiyi anlamayı zorlaştıran bir engel olarak gördü.

Değişime hazırlık eğitimlerinin kısa ve teorik kalması eleştirildi ve bazı katılımcılar yalnızca üç saatlik eğitim aldıklarını söyledi.

'ye konuşan EPAM Direktörü Prof. Dr. Ayhan Öz, yeni programın etkisini ölçmek için uzun süreli izleme gerektiğini ifade ediyor.

Öz, "Programın ideal tasarımında büyük bir sorun görülmüyor. Asıl sorun, bu tasarımın saha gerçeklikleriyle uyumunda ortaya çıkıyor" diyor.

Maarif Model'de derslerin içeriği sadeleşse de etkinlik sayısı arttı ve öğretmenin her öğrenciyi sürece katması, kalabalık sınıflarda güçleşti.

Araştırmada öğretmenler sınıflardaki materyal eksikliklerini dile getirdi, bazıları özellikle matematik ve fen derslerinde destekleyici materyale ihtiyaç duyduğunu belirtti.

EBA bağlantılarındaki karekodlar ve okulların internet altyapısının da zaman zaman çeşitli sorunlara neden olduğu kaydedildi.

Öz'e göre sınıf mevcudu düşük ve sosyoekonomik imkânları daha güçlü okullar, programı daha kolay uyguluyor.

Kalabalık ve dezavantajlı okullarda ise aynı program daha zor hayata geçiriliyor. Bu durum, uygulamada yeni eşitsizlikler doğurabiliyor.

Öz, farklı sınıf koşulları için ayrı uygulama kılavuzları hazırlanmasını öneriyor ve öğretmenlerinin her öğrenciyi sürece dahil edebilmesi için daha az sayıda ve daha nitelikli etkinlik belirlenmesi gerektiğini söylüyor.

Ankara'da bir devlet okulunda görev yapan diğer sınıf öğretmeni Ahmet, bu yıl dördüncü sınıf öğrencileriyle Maarif öncesi programa devam ediyor.

Öğretmene göre yeni modeldeki temel sorun, bu hedeflerin kalabalık ve yetersiz sınıf koşullarında ne ölçüde uygulanabildiği:

"Otuz kişilik bir sınıfta ders 40 dakika. Öğretmenin her öğrenciye ayırabileceği süre bir, bir buçuk dakikayı bile bulmuyor.

"Program öğrencinin keşfetmesini, analiz ve sentez yapmasını istiyor. Fakat fiziksel altyapı ve süre buna uymuyor."

Ahmet öğretmene göre, etkinlik temelli eğitim bazen deney malzemesi, maket veya okul dışı gezi gerektiriyor.

Bunlar okul veya aile için ek maliyet anlamına gelebiliyor; bazı öğrencilerin temel kırtasiye malzemelerine bile erişemediğini anlatıyor.

Bu nedenle aynı kazanım, Ankara'nın Çankaya ve Mamak ilçelerinde bile farklı biçimde uygulanabiliyor, köy okulları ile kent merkezleri arasındaki fark daha da açılabiliyor.

Ahmet öğretmenin ifadesiyle programdaki "esneklik", çoğu zaman öğretmenin maddi ve manevi fedakârlığına dönüşüyor:

"Öğretmen materyalini her zaman kendi hazırlamak durumunda kalıyor, bunların yanı sıra eksik öğrenmeleri kapatıyor.

"Tüm bunlarla uğraşırken ek olarak ders planları, değerlendirme rubrikleri ve idari işler öğretmenin yükünü artırıyor.

"Video, sunum ve taslak planları da sınıfta karşılaşılan sorunları çözmeye yetmiyor."

Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Prof. Dr. Nilay Bümen'in danışmanlığında Haziran 2026'da tamamlanan yüksek lisans araştırması, yeni programın ilk yılında İzmir'deki 5'inci sınıf öğretmenlerine odaklandı.

Araştırmada 780 öğretmene anket uygulandı, 60 ders gözlemlendi ve öğretmenlerle görüşmeler yapıldı.

Bümen, bulguların öğretmenlerin programı çoğunlukla "mekanik" biçimde kullandığını gösterdiğini söylüyor:

"Öğretmenlerin programın içeriği ve kendilerine getireceği yük hakkındaki kaygıları öne çıktı. Öğrenci üzerindeki sonuçlara ilişkin değerlendirmeler ise daha sınırlı kaldı."

Bümen bu durumu öğretmene sunulan desteğin yetersizliğiyle açıklıyor, hizmet içi eğitimlerin sunum veya video izlemeye dayanmasını eleştiriyor.

Öğretmenin yeni yaklaşımı deneyerek ve meslektaşlarıyla birlikte çalışarak öğrenmesi gerektiğini savunuyor:

"Öğretmenler birlikte plan yapmalı, meslektaşının dersini gözlemlemeli, uygulamayı tartışmalı. Yarım saatlik video izlemekle öğretim anlayışı değişmiyor."

Bümen'e göre tek tip program, sınıflar arasındaki büyük farkları gözetmiyor. Başarılı bir sınıfta içerik yetersiz kalırken, öğrenme eksiği yüksek bir sınıfta ise program öğrencinin seviyesinin üzerinde kalabiliyor:

"Öğretmen her iki durumda da programı uyarlıyor. Ancak bu uyarlamanın nasıl yapılacağına ilişkin sürekli bir destek mekanizması bulunmadığında etkisiz veya yanlış uygulamalar ortaya çıkabiliyor."

MEB, programı on yıllık bir hazırlığın ürünü⁠ olarak tanımlıyor, hazırlık sürecine 700'den fazla öğretmen ile 260 akademisyenin tam zamanlı katıldığını belirtiyor.

Bümen ise ihtiyaç analizi ile programın gerçek sınıflarda denenmesini birbirinden ayırıyor ve programın ülke çapında uygulanmadan önce farklı bölgelerde pilot olarak denenmediğini belirtiyor.

Bu yıl aynı zamanda yeni program ile merkezi sınavlar arasındaki uyumun da sınanacağı bir yıl olarak değerlendiriliyor.

Sekiz ve 12'nci sınıflar 2027'de eski müfredata göre LGS ve YKS'ye girecek son kuşak olacak.

Maarif Model ile ortaokula ve liseye başlayan ilk öğrenciler ise merkezi sınavlara 2028'de girecek.

MEB, 2028'de sınav sisteminin değil soru modelinin değişeceğini⁠ söylüyor.

Bakanlığın açıklamasına göre çoktan seçmeli yapı korunacak; sorular, bilgiyi hatırlamaktan çok bir bağlam içinde kullanma becerisini ölçecek.

Uzmanlar, sınıflardaki Maarif Modeli ile gelişen yeni yaklaşım ile merkezi sınavların mevcut yapısının arasında uyumsuzluk olduğunu ifade ediyor.

Maarif Modeli, öğrencinin gelişimini süreç içinde izlemeyi öngörüyor. Açık uçlu sorular ve farklı öğrenme kanıtları kullanılıyor. LGS ve YKS ise çoktan seçmeli ve sonuç odaklı sınavlar olmaya devam ediyor.

Bu farkın öğretmen, öğrenci ve velilerde belirsizlik yarattığını söyleyen Öz, merkezi sınavların kısa vadede kaldırılmasını gerçekçi bulmuyor.

Bümen ise sınavda ölçülmeyen becerilerin sınıfta geri plana itildiğini belirtirken, İngilizce derslerindeki konuşma ve yazma çalışmalarını buna örnek gösteriyor.

Ayrıca sınıf içi projelerin de LGS, YKS ve ortak sınav baskısı altında kolayca ertelendiğini söylüyor.

Bümen'e göre Türkiye'deki merkezi sınav talebinin temelinde, okullar arasındaki kalite farkları yatıyor:

"Bu farklar kapanmadıkça aileler daha nitelikli kabul ettikleri okullara erişmek için sınavlara yönelecek. Dershane, kurs ve özel ders gibi gölge eğitim uygulamaları da varlığını koruyacak."

İlgili Trendler: maarif modeli maarif vakfı