Ekonomi

Fon mağdurları anlatıyor: Neler yaşadılar, ne talep ediyorlar?

30.09.2026 10:28

Türkiye'de yaşanan fon krizi, tasfiye sürecine alınan fonlarda birikimi bulunan yüz binlerce kişiyi kaygılandırıyor.

Süreç, 131 yatırım fonunu kapsıyor.

Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Yatırımcılar, bu fonlardaki birikimleriyle ilgili şu anda bir işlem yapamadıklarını, bazı fonlardaki yatırımlarının değerlerinin ise düştüğünü aktarıyor.

Hükümet yetkilileri, söz konusu fonlarda yatırımları bulunanların mağduriyetlerini gidereceklerini söylüyor.

Yatırımcılar ise somut adımlar atılmasını ve bir takvimin belirlenmesini talep ediyor.

Krizden etkilenenler, 'nin de incelediği çeşitli sosyal medya gruplarında bir araya geliyor, seslerini duyurmaya çalışıyor.

Bazı gruplar dernekleşme tartışmaları yürütüyor.

Peki bu kişiler kimler? Bu fonlara hangi motivasyonla, nasıl girdiler ve bu süreçte neler yaşadılar? Yetkililerden ne talep ediyorlar?

, fon krizinden etkilenen bir grup yatırımcıyla konuştu.

İstanbul'da yaşayan, özel sektörde çalışan bir beyaz yakalı olan İlker adlı yatırımcı, 13 yıl çalıştığı işyerinden geçen aylarda ayrıldığını anlatıyor.

Bu parayı enflasyon korumak için farklı yatırım araçlarına yaydığını, yaklaşık 200 bin TL'lik kısmını ise son süreçte tasfiye edilen bir para fonuna yatırdığını söylüyor.

Neden bu fonu seçtiğini anlatırken, herhangi bir duyum almadığını, doğrudan Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Sistemi'ne (TEFAS) baktığını belirtiyor:

"Bir fonu seçerken birkaç kritere bakıyorum. Birincisi bunun büyüklüğü. İkincisi, kaç kişinin bu fonda olduğu üçüncüsü de hangi dönemde, enflasyona göre ne kadar kazandırdığı. Bunların hepsini üst üste koydum ve likit olmasından dolayı da bu fonu seçtim."

Yatırımcı, fonlarla ilgili kriz sürecinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"İlk bir şeyler duyduğumda 'Parayı çekebiliyor muyum?' diye baktım. Perşembe günüydü. Zaten saat 13.30'dan sonra olduğu için çekemedim. Cuma sabah yine çekemedim. Yoğun çalışıyorum, pek haber dinleyemiyorum. Sonra öğrendim ki bu olay patlak vermiş."

Yatırımcı, ortadaki belirsizliğin psikolojisini bozduğunu söylüyor:

"Bunlar bizim için büyük meblağlar. Tazminatımın büyük bölümünü oraya bağlamıştım. Yılların emeği var. O parayı kurtarmam lazım. İşten eve gittiğimde ilk iş Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ne açıklama yapmış diye bakmak oluyor. Psikolojimiz bozuldu."

Kaynak, Arif Hudaverdi Yaman/Anadolu via Getty Images

Uzun yıllar Almanya'da yaşayıp son yıllarda yılın bir dönemini Almanya'da bir dönemini Türkiye'de geçirdiğini belirten Can adlı yatırımcı döviz birikimini ülkesine getirdiğini anlatıyor.

"Elimizde belli bir döviz vardı ve yurtdışında ev alacaktık" diyen serbest meslek sahibi yatırımcı, kararını anlatmaya şöyle devam ediyor:

"Geçen yıllarda Avrupa'daki gurbetçilere bir çağrı olunca ve Türk ekonomisi de reel getiri vermeye başlayınca biz de paramız Avrupa'da değerleneceğine kendi ülkemizde değerlensin, bir faydası olsun diye düşündük. Elimdeki dövizleri TL'ye çevirip Türkiye'ye transfer ettim."

Yatırımcı bu paraların bir bölümünü fonlara yatırdığını, geçmişte bir bankada çalışmış olması nedeniyle fonlardan şüphe duymadığını aktarıyor:

"Bunlar SPK'da ise, borsada ise bu tür fiktif, manipülatif veya usulsüz işlem olmaz diye düşündüm. Çok ağır denetlenmeleri gerektiğini biliyordum."

Bu süreçte bazı arkadaşlarının kendisini, dövizlerini TL'ye çevirmesi konusunda uyardığını da aktarıyor yatırımcı ve ekliyor:

"Ama insan güvenmek istiyor. Tabii ülkenin de sıcak paraya da ihtiyacı var. Bir yandan da orada değerlensin istiyorsunuz. Yani iyi niyetli düşünüyorsunuz. Ama maalesef bu iyi niyet bana pahalıya patladı."

Yatırımcı şu anda bir güven kaybı yaşadığını, krizden etkilenmeyen fonlardaki paralarını da çekmeye karar verdiğini söylüyor.

Şu anda en temel talebinin ise döviz bazında getirdiği ana paranın geri ödenmesi olduğunu belirtiyor.

Hayat planlarını da gözden geçirdiğini söyleyen yatırımcı şunları ekliyor:

"Ben Türkiye'ye geri dönüş yapabilirim diye düşünüyordum. Ama şimdi bu hiç olmadı. Şimdi maalesef düşünmüyorum. En son onlarla konuştuğum kadarıyla Avrupa'daki birçok yatırımcının da, gurbetçi olsun olmasın, güveni gitti. Dileriz Türkiye Cumhuriyeti kurumları ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bunu göz önüne alır ve bu kaybolan güveni geri getirici adımlar atar."

Turizm alanında ticari faaliyetleri olan Evrim Tavacı da krizden olumsuz etkilenenlerden.

Tavacı kısa süre önce İstanbul'daki evini satıp bir göç programıyla Portekiz'e gittiğini, evden gelen paranın erimemesi için hisse senedi içeren farklı yatırım fonları aldığını söylüyor:

"Üç ay önce evimi sattım. Türkiye'de parayı nakitte tutamıyorsunuz. Eldeki paranızın değerini korumak zorundasınız. O yüzden yatırım fonlarına yatırıma karar verdim. Yatırım fonlarını hiç bilmiyordum. Enflasyona karşı bütün paramı buraya koydum.

"Fonlarda farklı risk seviyeleri var ama risk dediğimiz şey, 'Paranın inmesi çıkması farklıdır' anlamındadır. Yoksa 'Paramı koyarım, yarın ortadan kaybolabilir' demek değildir."

Tavacı, son gelişmeler sonrası uygulamadan baktığı parasının sürekli eridiğini, son olarak yaklaşık yüzde 90 azaldığını gördüğünü anlatıyor Tavacı.

Sorumuz üzerine, bu aşamada o kadar miktarı dahi çekemediğini belirtiyor:

"Gerçekten çok korkunç. Yani benim güzümün önünde eriyor, hiçbir şey yapamıyorum. Çin işkencesi gibi."

Karar vericilerden talebini sorduğumuzda, "Gruplardaki tartışmalarda bazıları kârlarını da almak istiyor. O da haklı. Ama ülkenin şu konjonktüründe sadece ana paramızı verseler, ona razıyız" cevabını veriyor Tavacı.

Tavacı, sosyal medyada benzeri paylaşımlar yapan birçok yatırımcı gibi zaman geçtikçe durumun kendileri için daha da zorlaştığını da ekliyor:

"Benim burada ödemelerim var, kira ödemem var. Yetiştirmem gereken evraklar var. Böylece kaldım. Nasıl yaşayacağım?"

Hukuk eğitimini yeni tamamlamış olan Ankara'dan Hazel Köse ise yatırım fonlarına hem kendisinin hem de annesinin birikimleriyle girdiğini anlatıyor.

Köse, ileride bir hukuk bürosu açtığında bir ofis satın alma umuduyla hisse senedi içeren yatırım fonlarına yatırım yaptığını belirtiyor.

Bunu yaparken milliyetçi hislerle hareket ettiğini söylüyor:

"Bir ülkenin vatandaşı en çok kendi borsasına güvenir. Yoksa şu an hepimiz dışarıdan başka ülkelerin borsalarında da işlem yapabiliyoruz. Ama ben diyorum ki Türk borsası canlansın. Biz ufak yatırımcılar olarak burada aktif rol alalım. Birbirimizi kalkındıralım. Tamamen milliyetçi hislerle, tamamen ülkesini seven bir gencin hisleriyle hareket ettim."

Daha geleneksel yöntemleri tercih eden annesini de ikna ettiğini, ikisinin de birikimlerini fonlarda değerlendirdiğini belirtiyor.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gibi kurumların görevlerini hatırlatan Köse, "Biz devlet güvencesi var diye düşünerek bu yatırımı yapmıştık" diye ekliyor.

Yatırım faaliyetleri için ponzi gibi ifadelerin kullanılmasına ise çok tepkili:

"Kumar oynamadık. Yasa dışı bahis sitelerinde aktif değildik. Ponzi diyorlar. Bu bizi çok üzüyor. Çalmadık, çırpmadık tek derdimiz yasal yollardan hukuk ve ahlaka uygun bir şekilde bir yatırım yapabilmekti. Bize nasip etmediler çünkü daha açgözlü piyasayı daha kontrol altında tutabilen kişiler varmış. Meğerse bizim bundan haberimiz yokmuş.

"Bu işin sorumluların bulunmasını istiyorum. Çünkü benim hayallerim en azından hani kendi çapımda Adana'da avukat olmaktı. Ve oradaki masrafların mümkün olduğunca az tutup geleceğime daha garanti gözle bakmak istiyordum. Benim tek amacım buydu. Annemin tek amacı buydu. Bizim hayallerimizi, bizim emeklerimizi çaldılar.

"Hem annem hem de çok üzgünüz.. Çünkü bu garibanın sırtından kazanılmış bir para değil. Tamamen kendi emeklerimizle edindiğimiz bir kazanç."

Köse, belirsizliğin kendilerini çok yıprattığını söylüyor ve taleplerini şöyle özetliyor:

"Borsaya bağlı olan artılar ve eksiler tabii ki de bizim inisiyatifimizdi. Ama bizim inisiyatifimiz haricinde gelişen bu tasfiye süreci bizi bağlamaz. O yüzden bizim mağduriyetimizin bir an önce giderilmesi gerekiyor."

Köse, bu nedenle, sadece ana para ödenmesini de kabul etmediğini ekliyor:

"Bu tamamen benim cebimde duran paramın yatırım vaadiyle benim cebimden hortumlanması. O yüzden ben anapara talebine asla katılmıyorum."

Görüştüğümüz Hazel Köse'nin avukatı Batuhan Erdemir ise bu süreçteki kamu kurumlarının sorumluluklarına dikkat çekiyor:

"Avukat olarak SPK'nın açıkçası hem eksik hem de kusurlu bir şekilde yürüttüğü bir süreç görüyorum. Kurul tarafından daha hızlı adım atılabilirdi ve bu mağduriyetler engellenebilirdi. Çünkü vatandaşların temel inancı, SPK tarafından denetlenen ve eğer mevzuata aykırı bir işlem yapılırsa da gerekli idari tedbirler uygulanacağı bir sisteme bir yatırım sistemine yatırım yaptıkları yönündeydi."

Erdemir, bu süreçteki fon mağdurlarının taleplerini ise şöyle özetliyor:

"Bundan sonraki süreçte fon mağdurları, suçlu kim varsa suçluların hesap vermesini istiyorlar ve bununla beraber yatırım anlamındaki mağduriyetlerin de giderilmesini talep ediyorlar."

SPK ise 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunu kapsayan fon krizi ve tasfiye sürecine ilişkin 28 Eylül'de resmi bir açıklama yayımladı.

SPK, fonların işleme kapatıldığı 17 Eylül 2026 tarihinde TEFAS üzerinden iletilen ve platform tarafından iptal edilen tüm alım-satım talimatlarının sahiplerine, tasfiye bakiyesinden fondaki katılma payları oranında ödeme yapılacağını duyurdu.

16 Eylül ve öncesinde iletilen ancak fonların temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleşmeyen talimatlar da tasfiye kapsamına alındı.

SPK, daha önce 3 ay olarak belirlenen tasfiye süresini 6 aya çıkardı.

Sürecin yürütülmesi için Tera Portföy fonlarında Türkiye İş Bankası, diğer 6 şirketin fonlarında ise T.C. Ziraat Bankası yetkilendirildi.

Kaynak, Volkan ISIK / Getty Images

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan 29 Eylül'de, ekonomi kurmayları ve ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya geldi.

Toplantıya, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Borsa İstanbul, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) başkanları da katıldı.

Toplantı yaklaşık üç saat sürdü.

Kaynak, Türkiye Cumhurbaşkanlığı/Mustafa Kamacı/Anadolu via Getty Images

Erdoğan daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı açıklamada Erdoğan, Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) devreye sokulduğunu söyledi.

Kurulun başkanlığını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'ın üstleneceğini söyleyen Erdoğan, "Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim. Türkiye bu meseleden güçlenerek çıkacaktır" dedi.

Erdoğan'ın konuşmasının ardından İletişim Başkanlığı tarafından yapılan duyuruda Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında "Fon Koordinasyon Kurulu" oluşturulduğu açıklandı.

Kurulun, tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili bu sürecin yatırımcıların meşru hakları ve kamu yararı gözetilerek hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla oluşturulduğu belirtildi.

Yapılan toplantıda, "Katılımevim ve Birevim Tasarruf Finansman Şirketleri ile İktisat Katılım Bankası'nın Türkiye Emlak Katılım Bankası'na devrine ilişkin yürütülen süreç hakkında bilgi verildiği" ifade edildi.

Duyuruda ayrıca SPK'nın hak sahipliği mutabakatı tamamlanan yatırımcılara ödemelerin gerçekleştirilmesine yönelik yol haritasını sunduğu da aktarıldı.