Siyaset

İstanbul'a düşen yağış ne kadar büyüktü, seller önlenebilir miydi?

17.10.2026 10:14

Kaynak, Cem Tekkesinoglu/Anadolu via Getty Images

İstanbul'da, 14 Ekim günü kaydedilen yağışlar, kayıtların tutulmaya başlandığı tarihten bu yana kentte yaşanan en şiddetli hava olayları arasında yerini aldı.

En az dört kişinin hayatını kaybettiği sellerde kaybolanlara ulaşmak için çalışmalar sürüyor.

Sellerle ilgili binlerce ev ve yüzlerce iş yeri için su baskını bildirimi yapılırken kentin birçok bölgesinde hayat durma noktasına geldi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bazı yerlere metrekare başına 272 kilogram (kg) yağış düştüğünü söyledi.

Yağışın büyüklüğü, İstanbul'daki uzun dönem kayıtlarla karşılaştırıldığında daha da çarpıcı hale geliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kayıtlarına göre İstanbul'da şimdiye kadar ölçülen en yüksek günlük yağış 17 Ekim 1985'te Şile'de kaydedilen metrekare başına199,3 kg idi.

İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nde Aşırı Hava Olayları ve İklim Değişikliği alanında Dr. Abdullah Kahraman'ın verdiği bilgilere göre, Kandilli Rasathanesi'nin 1911'e uzanan kayıtlarındaki en yüksek değer ise 20 Temmuz 1951'de ölçülen metrekare başına 165,8 kg.

'nin sorularını yanıtlayan Kahraman, "Bu değerler, Beykoz'da ölçülen metrekare başına 272 kg değerinin ne kadar ekstrem olduğunu gösteriyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, İstanbul'un yıllık ortalama yağışı metrekare başına 660 kg" diye ekliyor.

Düşen yağış miktarının büyüklüğü bazen kilogram ve bazen de milimetre birimleriyle ifade ediliyor.

Peki bu ifadeler tam olarak en anlama geliyor?

'ye konuşan Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nde Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı bunu şöyle açıklıyor:

"Kenarları bir metre olan cam bir havuz düşünün. Bunun içerisine bir litre ya da bir kilogram su döktüğünüzde, suyun yüksekliği bir milimetre olacaktır."

Yani bir metrekarelik alana yüzlerce kilogram yağış düşmesi, suyun zeminden yüzlerce milimetre ya da onlarca santimetre yükselmesi anlamına geliyor.

Beykoz örneğindeki gibi bir metrekarelik alana 272 kg yağış düştüğünde, suyun yüksekliği 27,2 cm oluyor.

Kaynak, Ali Ebubekir Tokcan/Anadolu/Getty Images

Ancak uzmanlara göre toplam yağış miktarı, İstanbul'da çok sayıda noktada olduğu gibi suların hayati risk oluşturabilecek kadar yükselmesini tek başına açıklamıyor.

Kahraman, yağışın ne kadar sürede düştüğünün, özellikle düştüğü yüzeye göre büyük önem taşıdığını söylüyor.

"Birkaç saat hatta bir saatten kısa süre içinde gerçekleşen çok yoğun yağışlar, dere yatakları, vadiler ve geçirimsiz beton yüzeylerin yoğun olduğu kent alanlarında hızla yüzey akışına dönüşebiliyor" diyor.

"Bu nedenle düşen yağışın yüksekliği 27 santimetre olsa da, suyun topografya nedeniyle belirli noktalarda toplanmasıyla metrelerce derinliğe ulaşan sel suları oluşabiliyor" diye ekliyor.

Uzmanlar, bu noktada asfalt ve beton gibi geçirimsiz yüzeylerin sel riskini ve etkilerini belirgin biçimde artırdığını vurguluyor.

İstanbul'da geçirimsiz yüzeylerin son 40 yıldan uzun sürede hızla genişlediğini ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma ve rapor var.

Kaynak, Hakan Akgun/Anadolu/Getty Images

Örneğin ABD ve Türkiye'den araştırmacıların uydu verilerini kullanan 2014 tarihli çalışması, 1987-2011 yılları arasında İstanbul'da %70'ten fazlası geçirimsiz yüzeylerden oluşan ilçe sayısındaki değişimi inceliyor.

Buna göre 1987'de yalnızca Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu'nun yüzeylerinin en az %70'i su geçirmeyen asfalt ve beton gibi yapay yüzeylerle kaplıydı.

2011'e gelindiğinde bu gruba Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören, Beşiktaş, Üsküdar, Şişli ve Beyoğlu da eklendi; sayı yaklaşık dört katına çıktı.

Marmara Üniversitesi tarafından 2025'te yayımlanan İstanbul Yeşil Kent Endeksi'ne göre ise geçirimsiz yüzey yoğunluğu ile sel riski altındaki yapılaşmış alanlar arasında dikkat çekici bir ilişki bulunuyor.

Güngören, Kağıthane, Bahçelievler ve Zeytinburnu gibi yoğun yapılaşmış ilçeler sel riski göstergesinde de üst sıralarda yer alıyor.

Şile, Çatalca ve Beykoz gibi daha düşük geçirimsiz yüzey oranına sahip ilçeler görece avantajlı bir görünüm sergiliyor. Ancak bu, riskin sıfır olduğu anlamına gelmiyor zira en fazla yağışın düştüğü yerler arasında yer alan Bykoz ve Şile sellerden etklinenen yerler arasındaydı.

Doğukan Doğu Yavaşlı, İstanbul'un eski dere yatakları ve vadilerin olduğu güney kesimlerinin özellikle sel açısından risk oluşturduğunu söylüyor.

İklim haberleri alanında çalışan İklim Masası için yazdığı yazıda Yavaşlı, "Taşan derelerin adlarına bakmak bile çok şey anlatıyor: Ayazağa Deresi, Kağıthane Deresi, Arnavutköy'de Alibey Deresi, Beykoz'da Riva ve Çamlıbahçe dereleri" diyor.

Ayamama'nın taşma seviyesine geldiğini ve Ayazağa'da bir kişinin hayatını kaybettiği caddenin adının Dereboyu Caddesi olduğunu vurguluyor.

"Bu yerlerin önemli bir kısmı derelerin eski yatakları ya da taşkın alanları üzerinde duruyor. Haritadan silinen ama araziden silinmeyen su, yolunu buldu" diye ekliyor.

Yavaşlı'nın aktardığı 2015 tarihli bir çalışmaya göre, İstanbul'un yaklaşık 2.400 kilometre uzunluğundaki dere ağının %17'si üstü kapalı kesitlerde akıyor.

Bu, derenin doğal yatağında açık şekilde akmaması, üstünün betonarme bir yapı ile kapatılarak yer altında bir kanal, menfez veya tünel içine alınması anlamına geliyor.

İklim bilimciler hızla ısınan bir dünyada bu tip felaketlerin yaşanması riskinin daha da arttığını yıllardır söylüyor.

Ancak İstanbul seline neden olan yağışların iklim krizine atfedilebilir olup olmadığını söylemek için henüz erken.

Diğer yandan İstanbul'da sellerin iklim değişikliğinden bağımsız da önemli bir risk olduğu hatırlatılıyor.

Kahraman, "İklim değişmeden de Türkiye bu tip selleri yaşıyor ve yüksek sayıda can kayıpları oluyordu. Maddi hasarın yanı sıra can kayıplarında çarpık şehirleşme, altyapı yetersizliği büyük rol oynuyor" diyor.

Bilim insanı, Avrupa ve Akdeniz ülkeleri genelinde yaptıkları bir çalışmada, Türkiye'deki sel ölümlerinin, Batı ülkelerine göre çok daha yüksek oranda evlerde gerçekleştiğini bulduklarını ekliyor.

"Ancak günümüzde iklim değişikliği tehdidi büyütürken, afete dönüşen sonuçlarda çarpık kentleşme ve yetersiz altyapı da belirleyici rol oynuyor" diyor.

Peki Türkiye'nin en büyük ve hızla nüfusu artan kentinde, bu tip sellere karşı ne tür önlemler alınabilir?

Kaynak, Bekir Can Saglam/Anadolu/Getty Images

Yavaşlı, "Geçirimsiz yüzeyler suyun çok daha hızlı akışa geçmesini sağlıyor. Hızlı akışa geçen su da sel oluşturuyor. Şiddetli yağış bir doğa olayı ama bunu sel yapan biziz" diyor.

Değerlendirmesine göre yağışların afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen en önemli unsurlardan biri kentlerin nasıl planlandığı.

Derelerin korunması, betonlaşmanın sınırlandırılması ve yağmur suyu altyapısının güçlendirilmesi, İstanbul'u gelecekteki sellere karşı daha dirençli hale getirebilir.

Kaynak, BERK OZKAN / AFP / Getty Images)

Abdullah Kahraman'a göre, modern bilimsel yöntemlerle sel tehdidini sayısal olarak ortaya koymak ve bunu karşılayabilecek altyapıyı buna göre tasarlayıp sahada uygulamak gerekiyor.

Buna İngiltere örneğini veriyor:

"İngiltere için kilometre ölçeğinde çözünürlükte 100 yıllık 16 ayrı simülasyonumuz var ve bu model çıktılarındaki binlerce ekstrem yağış için ayrı ayrı sel modeli çalıştırılıyor, etki çalışmaları yapılıyor"

Verdiği bilgiye göre bu çıktıların kullanıldığı bir çalışmada, hangi şehrin hangi noktasındaki riskin ne büyüklükte drenaj sistemleriyle kompanse edilebileceği hesaplanabiliyor.

Uzman isme göre altyapı çalışmaları başlangıçta çok maliyetli görünse de gelecek yıllarda gerçekleşecek sel ve diğer afetlerin vereceği zararlar düşünüldüğünde bu maliyetin "çok daha katlanılabilir" düzeyde olması bekleniyor.

Bu makalede Google YouTube içeriği bulunmaktadır. Çerez ve diğer teknolojileri kullanıyor olabilirler, bilgisayarınıza herhangi bir şey yüklenmeden önce sizin rızanızı alırız. İzin vermeden önce çerez politikasını okumak ve gizlilik politikasına göz atmak isteyebilirsiniz. Bu içeriğe ulaşmak için lütfen "kabul et ve devam et" seçeneğine tıklayın.

YouTube paylaşımının sonu