Kaynak, Focke Strangmann/ Getty Images
Fransa ve Almanya'nın, Avrupa'nın zorlanan otomotiv sektörünü korumayı amaçlayan "Made in Europe" planı üzerinde anlaşmaya varmasının ardından, Türkiye plana dahil olma çabalarını sürdürme kararı aldı.
Kıtanın iki büyük üretici ülkesi, 16 Ekim Cuma günü Avrupa otomotiv sektörünün geleceğini güvence altına almak amacıyla ortak bir yaklaşım üzerinde anlaştıklarını açıkladı.
Bu anlaşmanın, kıtanın bundan sonraki politikalarını şekillendirmesi bekleniyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile otomotiv sektörü temsilcilerinin 19 Ekim'deki toplantısında, "Made in EU" (AB'de üretilmiştir) planına dahil olmayı sağlamak amacıyla girişimleri devam ettirme kararı alındığı açıklandı.
Uzmanlar, Avrupa'daki korumacılık çabalarının Türkiye ekonomisine zarar verebileceği ve otomotivdeki bu kararın gelecekte başka sektörleri de etkileyebileceği konusunda uyarıyor.
"Made in Europe" olarak bilinen bu plan; hem yeni nesil elektrikli araçların Avrupa'da geliştirilmesini ve üretilmesini sağlamayı, hem de karbondioksit (CO2) emisyonlarını azaltmayı amaçlıyor.
Fransa ve Almanya 16 Ekim'de yaptıkları ortak açıklama ile planı şu şekilde duyurdu:
"Hedefimiz açık: Avrupa'da üretim yapan ve istihdam yaratan, rekabetçi, yenilikçi ve karbonsuzlaştırılmış bir Avrupa otomotiv sektörü."
Açıklamada, "Fransa ve Almanya, iddialı bir Avrupa karbonsuzlaşma yol haritasını, farklı pazar gerçekleri ve teknolojik koşulları yansıtmak için gerekli esneklikle birleştiren kapsamlı bir paket öneriyor" denildi.
Açıklamada planın yatırım, araştırma ve geliştirme, Avrupa'da üretim ve dayanıklı tedarik zincirleri için somut teşvikler de içerdiği kaydedildi.
Anlaşma kapsamında otomobillere yönelik AB emisyon kurallarının daha da gevşetildiği bildiriliyor.
Böylece anlaşma, otomobil üreticilerinin 2035 yılına kadar yeni araçların egzoz emisyonlarını 2021 seviyelerine kıyasla yüzde 90 azaltmalarını öngören AB hedefini karşılamasını kolaylaştırıyor.
Anlaşmanın ana hatlarını ortaya koyan taslağa göre, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen "Avrupa'da üretilmiş" tanımına AB'nin 27 üye ülkesinin yanı sıra İngiltere de bazı koşullarda dahil edilecek.
Fransız haber ajansı AFP, Norveç'in de kapsama dahil edileceğini yazdı.
Paris ve Berlin, 13 milyon kişiye istihdam sağlayan ve AB'nin toplam gayrisafi yurt içi hasılasının %7'sini oluşturan bir sektörü yeniden canlandırmaya çalışırken Avrupa'nın nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusunda anlaşmazlık yaşıyordu.
Almanya, otomobil üreticilerine yönelik karbon emisyon hedeflerinin daha gevşek olmasını ve "Made in Europe" tanımının, AB üyesi olmayan önemli ticaret ortaklarını da kapsayacak şekilde geniş yorumlanmasını istiyordu.
Fransa ise buna karşılık, AB'nin iklim hedeflerinin korunmasını ve "Made in Europe" programının yalnızca AB ülkelerine uygulanmasını savunuyordu.
AFP, sektör kuruluşu Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Birliği'nin "sektörün endişelerini" dikkate alan bu düzenlemeyi "kritik bir uzlaşma" olarak nitelendirerek memnuniyetle karşıladığını yazdı.
Ancak Avrupa'nın temiz ulaşım ve enerji alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu T&E bunu "tarihi bir hata" olarak değerlendirdi.
T&E Kıdemli Direktörü Anna Krajinska, elektrikli araçlara atıfta bulunarak, "Sürücüler rekor düzeyde yakıt fiyatlarıyla karşı karşıyayken ve Avrupa otomotiv sektörü Çinlilerden gelen yoğun baskı altındayken, elektrikli araçlara geçişi yavaşlatan bir anlaşma yapılabilecek en kötü hamledir" dedi.
Yasanın yürürlüğe girebilmesi için anlaşmanın diğer AB ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu tarafından da onaylanması gerekecek. Ancak iki imzacı ülkenin ekonomik ağırlığı nedeniyle anlaşma önemli bir etkiye sahip.
Ankara, Türkiye'nin "Made in Europe" planına en başından itibaren eşit bir ortak olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak basına yansıyan anlaşma taslağından Türkiye'nin bu plana dahil edilmediği anlaşılıyor.
Bu anlaşmanın açıklanmasının hemen öncesinde, Brüksel'de AB-Türkiye İş Zirvesi yapılmıştı.
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi ve onun bir unsuru olan "Made in EU" planı da bu zirvenin ana gündem maddeleri arasındaydı.
Kaynak, Dursun Aydemir/ Anadolu/ Getty Images)
Ticaret Bakanı Ömer Bolat toplantıda Ankara'nın beklentisini, "Türkiye'nin projede eşdeğer bir ortak olarak kabul edilmesi" şeklinde özetlemişti.
Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Yaprak Balkan da mesajında, "Eğer bu yasa, kapsama alınabilecek ortakları belirleyecekse Türkiye mutlaka en başından itibaren dahil edilmeli" demişti.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak da Türkiye'de üretilen ürünlerin yeni kota veya engeller olmaksızın Avrupa sanayi ekosisteminin parçası olarak kabul edilmesinin Avrupa'nın dayanıklılığı ve rekabet gücünü artıracağını söylemişti.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat otomotiv sektörü temsilcileri ile 19 Ekim Pazartesi günü bir toplantı yaptı.
Toplantıda, Türkiye otomotiv sanayisinin Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi kapsamına tam olarak dahil edilmesini sağlamak amacıyla girişimleri devam ettirme kararı alındığı açıklandı.
Toplantıya Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Otomotiv İhracatçıları Birliği (OİB), Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) başkanları ve üst yönetimleri katıldı.
TİM Başkanı Mustafa Gültepe 19 Ekim'de yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin otomotiv ihracatının yüzde 70'inden fazlasını AB ile gerçekleştirdiğini hatırlatarak planın Türk üreticilerin pazara erişimini zorlaştırabileceğini söyledi.
Gültepe, "Pazarlarımızı korurken kendi ülkemizde üretimi ve sanayimizi güçlendirmemiz gerekiyor" dedi.
TOYOTA'nın Avrupa biriminden 16 Ekim'de yapılan açıklamada da Türkiye ve Japonya'nın anlaşmaya dahil edilmesi tavsiye edildi.
İngiltere'nin dahil edilmesinin memnuniyetle karşılandığı belirtilen açıklama şöyle devam etti:
"Ancak bu anlaşmanın, otomotiv sektöründe Avrupa'nın rekabet gücünü destekleyebilecek yakın işbirliğinin sürdürülmesi açısından Türkiye ve Japonya gibi diğer güvenilir ortakları da kapsayacak şekilde genişletildiğini görmek isteriz."
OİB, OSD ve TAYSAD daha önce yayımladıkları ortak tutum belgesinde, "Bugün AB-Türkiye otomotiv değer zinciri, AB'de yaklaşık 250 bin kişilik istihdamı destekliyor ve bu sayının 2035 yılına kadar yaklaşık 400 bine ulaşma potansiyeli bulunuyor" dedi.
Açıklamada, Türkiye'de üretilen veya montajı yapılan araçlar ile otomotiv bileşenlerinin "Made in EU" kapsamına dahil edilmesi çağrısı yapıldı.
"Bu entegrasyonun güçlendirilmesi, Avrupa değer zincirlerinin, ortak istihdamın ve Avrupa otomotiv sektörünün rekabet gücünün güçlendirilmesi anlamına geliyor" denildi.
Paris ve Berlin'in duyurusunun ardından sosyal medyada da uzmanlar konuyu tartıştıkları açıklamalar yaptı.
Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen sosyal medya hesabından, "Otomotivde dışlandık. Sadece ihracat için değil, yatırım için de kötü haber" dedi.
"Diğer sektörlerde -çimento, demir çelik, kimyasallar- aynı tehlike mevcut" uyarısında bulundu.
Türkiye'nin gerek coğrafyası gerek tarihi nedeniyle ekonomik büyümesini yarım yüzyıldır yakınındaki en büyük ekonomik pazar olan Avrupa ile bütünleşme üzerine kurduğunu ifade eden Ülgen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu da doğru bir tercihti. Ancak geldiğimiz aşamada Avrupa'da Çin şoku ile artık önlenemez hale gelen korumacılık dalgasında Türkiye, özünde siyasi nedenlerle, Tek Pazardan dışlanma riski ile karşı karşıya.
"Otomotiv ile başlayan bu ayrımcılık ekonomik geleceğimiz açısından büyük risk."
Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp ise sosyal medyadan, "Aralık 2004'te verdiğimiz, şimdi unutulan ve unutturulan, Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'a uygulama sözümüzü tutmuş olsaydık, hem ilerleyen katılma müzakereleri hem de Gümrük Birliği modernizasyonu vasıtasıyla Tek Pazarın içinde olurduk ve bugünkü tartışma olmazdı. Kendi düşen ağlamaz, yapılan hataların bedelini ödeyeceğiz" mesajını paylaştı.
Sabancı Üniversitesi'nden Doç. Dr. Berk Esen ise AB'nin Türkiye'deki iktidara, "göçmenleri ağırlamaya devam ettiği ve bölgede istikrarı koruduğu sürece destek verebileceğini" savundu ve ekledi:
"Ancak savunma ve ticaret alanlarında kapılarını Türkiye'ye kapadı. Özellikle otomotiv sektörünün Avrupa pazarının fiilen dışında bırakılması, Türkiye'nin imalat sanayisinin en önemli sektörlerinden birini orta ve uzun vadede ağır biçimde etkileyecek."