8 Kasım 2026 Pazar ☀️ Kadıköy 7°C
Site Menüsü

Ergenlikte aile tutumu nasıl olmalı? Çocuklar ergenlikte neden içe kapanır? Ailelerin yaptığı kritik hatalar ve doğru yöntemleri

1 saat önce 2
Şimşek AI Bu haberi sadece üç cümle ile özetleyebilir.
Özetlemek için buraya basın

Aile danışmanı ve yazar Jülide Karagül, 8 Kasım 2026 Pazar günü gazeteci Özge Uzun'un Youtube kanalındaki canlı yayında, ergenlik çağındaki gençlerin aileleriyle iletişimi kesmesindeki temel etkenin ebeveynlerin konuşmanın henüz ikinci dakikasında başlayan nasihat refleksi olduğunu söyledi.

Günümüz ebeveynlerinin dijital dünyadaki yoğun bilgi akışı nedeniyle büyük bir panik yaşadığını dile getiren uzman isim, çocuk yetiştirme sürecinde sevginin değil doğru iletişim yöntemlerinin belirleyici olduğunu vurguladı.

Çocukların anne babayı duyması, anlaması ve söyleneni yapmasının birbirinden tamamen ayrı süreçler olduğuna dikkat çeken aile danışmanı, ailelerin bu üç kavramı birbirine karıştırmasının evdeki çatışmaları körüklediğini ifade etti.

Geçmiş kuşaklar ile bugünün anne babaları arasındaki yetiştirilme tarzını karşılaştıran Jülide Karagül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim zamanımızda yani eski ebeveynler, bu birazcık 70, 80, 90 kuşağı şöyleydi.

Davranışa odaklanıyorlardı çok fazla.

Yani çocuğum nasıl davranıyor, aman büyüklerin yanında çocuklar konuşmaz, bacak bacak üstüne atılmaz, işte şöyle otur böyle kalk diyerek aslında davranışa daha çok odaklanırken bugünün ebeveynleri duygusal ihtiyaçlara ve gelişimsel süreçlere daha fazla önem veriyor.

Bizim çocukluğumuzda ebeveynler duygularımızı çok görmediler.

Duyguları seslendirmenin, yüksek sesle söylemenin karşı taraf üzerinde ne kadar anlaşılma hissi yarattığını biz daha yeni yeni öğrenmeye başladık.

Bununla ilgili bir ay önce beş kitaplık bir çocuk serim çıktı.

Yazarken bunu gerçekten önce ebeveynlerin okuması gerektiğini düşündüm."

Çocuklukta yaşanan duygu karmaşasının yetişkinlikteki tepkileri doğrudan şekillendirdiğini belirten uzman isim, kendi hayatından şu çarpıcı örneği paylaştı:

"Küçükken koşarken annem bana 'Koşma kızım düşersin' dedi.

Annem ben düştüğüm için çok üzüldü ama bana kızdı ve popoma tokat attı.

Ondan sonra ben üzülünce insanların bunu öfkeyle gösterdiğini düşündüm.

İşte o duygu karmaşasını bizler yaşadık.

Büyüdüğümüzde bir şeye çok üzüldüğümüzde bunu ya öfkeyle gösterdik ya da içimize çekilip eve kapandık.

Halbuki çocuğa 'Şu anda üzülüyorsun ve ben üzüldüğünün farkındayım, bu çok normal, konuşmak ister misin?' demek kadar basit bir başlangıç çok sağlıklı bir sohbet başlatabilir."

Çocukların sözle değil gözlemle öğrendiğini hatırlatan Jülide Karagül, anne babaların öncelikle etkin dinleyici olmayı öğrenmesi gerektiğini vurguladı:

"Benim ebeveyn kitabımın adı Bilmediğin Bir Şeyi Çocuğuna Öğretemezsin.

Biz çocuğa sadece konuşarak eğitim veremeyiz.

Çocuk konuşarak eğitilecek bir canlı değil.

Çocuk bizim yaptıklarımızı izleyerek büyüyor ve onları öğrenerek bir yetişkin haline geliyor.

Eğer ben sağlıklı bir dinleyicinin nasıl olduğunu bilmiyorsam, çocuk nasıl beni doğru şekilde dinleyip anlayacak?

Üniversiteden sonra aldığım aile danışmanlığı eğitiminde bize bir animasyon izlettiler ve ne kadar etkin bir dinleyici olduğumuzu sorgulattılar.

Danışmanlık verebilmek için aklın başka yere gitmemesi, sürekli karşı tarafı aktif biçimde dinleyip anlamaya çalışmak gerekiyor.

Hayatımda aldığım en verimli eğitimdi ve hem mesleğimde hem ebeveynliğimde büyük faydasını gördüm.

Dinleyici olmak kesinlikle nasihat vermek değildir.

Dinleyici olmak çocuğun sözünün yarısında 'Ama sen de şöyle yapmışsın, bizim zamanımızda olsaydı neler neler yaparlardı' demek asla değildir."

Aile danışmanlığı seanslarında yüzlerce gençle görüştüğünü belirten Jülide Karagül, çocukların ortak serzenişini şu sözlerle aktardı:

"Gençlere iyi bir anne babanın ne yaptığını sorduğumda istisnasız hepsi 'İyi anne baba dinler' cevabını veriyor.

Ailelerle görüştüğümde çocuklarıyla saatlerce konuştuklarını söylüyorlar.

Gerçekten konuşuyorlar ama çocuk dinlenmediğini hissediyor.

Nedenini sorduğumda genç bana şunu söylüyor: 'Babama okulda olanları anlatmaya başlıyorum, ikinci dakikasında akıl vermeye, nasihat etmeye başlıyor; ben nasihat istemiyorum ki.'

Ergenler nasihati hiç sevmez, onlara kapı gıcırdısı gibi gelir.

Bizler içgüdüsel olarak ve kötü niyet taşımadan aradaki diyaloğu ne yazık ki kesiyoruz.

Bir süre sonra çocuk 'Zaten anlatsam da dinlemeyecek, en iyisi anlatmayayım ya da sonunda duygumu küçümseyecek' diyerek susuyor.

'Buna mı üzüldün, buna mı surat astın' tepkisini gören ergen kapılarını tamamen kapatıyor."

Gençlerin anne babalarıyla iletişimi koparma nedenleri ve süreç şu temel adımlarla gelişiyor:

— İkinci dakikada başlayan nasihat: Ebeveynin olayı dinlemek yerine hemen çözüm ve akıl üretmeye girişmesi ergeni diyalogdan uzaklaştırıyor.

— Duygunun küçümsenmesi: Çocuğun hissettiği üzüntü veya öfkeye karşı 'Bunda büyütecek ne var' tavrı sergilenmesi paylaşımı bitiriyor.

— Geçmiş kuşakla kıyaslama: 'Bizim zamanımızda şartlar böyle miydi' yaklaşımı gencin anlaşıldığına dair inancını tamamen yıkıyor.

— İçsel kapanma evresi: Yargılanacağını veya eleştirileceğini düşünen çocuk ailesiyle hiçbir sorununu paylaşmama kararı alıyor.

Yapay zekayla dertleşen çocuklarda yalnızlık çığ büyüyor

Sosyal medyada ailelerin panik halinde olduğuna dikkat çeken Jülide Karagül, çocuk gelişimindeki asıl çıkış yolunu şu ifadelerle açıkladı:

"Sosyal medyada bana aileler 'Artık susun, yeteri kadar korkuyoruz, herkes bir şey söylüyor' diye yazıyor.

Onlara hak veriyorum.

Bir kısım 'Biz nasıl büyüdüysek çocuklar da öyle büyüsün' derken, diğer kısım 'İnsanlar çok kötü, içime kapandım' diyor.

Bizim derdimiz geçmişte ebeveynlerimizin yaptığı ve bugün memnun olmadığımız hataları çocuklarımıza yapmamak.

Bizim ailelerimiz görgü ve terbiyeye çok önem verdi ama sınır bilgisi maalesef yüksek değildi.

Sınır eğitimi ve mahremiyet eğitimi çocuk gelişiminin bel kemiği.

Mahremiyet dendiğinde akla sadece cinsellik bilgisi gelmemeli.

Benim bedensel mahremiyetim kadar psikolojik mahremiyetim ve hayatımın mahremiyeti de büyük önem taşıyor.

Sınırı ve mahremiyeti bilip çocuğa bunu öğrettiğinizde geri kalan her şey teferruat haline geliyor."

Ebeveynlerin kriz anlarında nasıl sınır çizebileceğini somut bir diyalog üzerinden aktaran aile danışmanı, yaklaşım biçimini şöyle özetledi:

"Ergen çocuk bağırdığı zaman gayet sakin bir ses tonuyla sınır çizmek gerekiyor.

'Bir dakika, ben senin arkadaşın değilim ve benimle bu ses tonuyla konuşamazsın.

Sinirlerin yatışsın, 10 dakika sonra lütfen tekrar gel konuşalım ama bu tonda değil' dediğinizde kendi mahreminize saygı duyulmasını sağlarsınız.

Çocuk bu sayede o tavırla iletişim kuramayacağını anlar.

Sakin kalarak sınır çizen insanlar hayatta da daima saygı duyulan bireyler oluyor."

Çocuğu dinlemenin onun her yaptığını onaylamak anlamına gelmediğinin altını çizen Jülide Karagül, bilimsel ayrımı şu sözlerle dile getirdi:

"Dinlemek ile her söylediğini kabul etmek arasında hayati bir fark var.

Bilim bize duygusal kabul ile davranışsal onayın bambaşka olduğunu gösteriyor.

Duyguyu kabul ediyorum; üzüldün, bunu kabul ediyorum ya da öfkelendin, bu çok normal, çünkü insanız.

Ancak bana vurmanı ya da saygısızca bağırmanı kabul etmiyorum.

Duyguyu anlamak ve kabul etmek zorundayız ancak yanlış davranışı onaylamak zorunda değiliz.

Çocuk yetiştirirken duyguya kucak açıp davranışa net sınır koymayı başardığımızda sağlıklı bireyler yetişir."

Gençliği kuşatan sessiz kriz: İntihar sayıları son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı

İlgili Trendler: dünya kız çocukları günü