13 Haziran 2026 Cumartesi ☁️ Kadıköy 19°C
Site Menüsü

Şule Yüksel Şenler: İslamcı kadın yazar kimdir? Neden gündemde?

5 saat önce 7
Kaynak, ŞULE YÜKSEL ŞENLER VAKFI

Türkiye'de 1970 yılında yayımlanan "Huzur Sokağı" romanı kısa sürede satış rekorları kırdı.

Aynı dönemde kitap, Türkan Şoray ile İzzet Günay'ın başrollerinde oynadığı "Birleşen Yollar" filmiyle beyazperdeye de aktarıldı.

Bu bir aşk hikayesiydi ancak kitap, modern ve İslami yaşam tarzları arasındaki çatışmayı da aktarıyordu.

Kitabın yazarı, İslamcı ve muhafazakar camia içinde adını 1960'lardan itibaren duyuran Şule Yüksel Şenler'di.

Gazeteci, yazar ve siyasal eylemci olarak Şenler, on yıllar boyunca mütedeyyin kesim açısından önemli bir figür oldu.

Belli kesimlerden ise ona cumhuriyet, laiklik ve kadın hakları üzerinden eleştiriler geldi.

Hem Şenler'in hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın aktarımlarına göre, Erdoğan çiftinin evliliklerine aracı olan isimdi Şenler.

2019'da hayatını kaybetti.

TRT'nin dijital platformu tabii'de yayımlanan 'Şule Senin Hikayen' dizisi ise Şenler'i bir kez daha ülke gündeme taşıdı.

Yüksel Şenler, aslen Kıbrıslı ancak sonradan Türkiye'ye taşınan bir ailenin çocuğu olarak 1938'de Kayseri'de doğdu.

Söyleşilerinde aktardığına göre Sümerbank'ta kimyager olarak çalışan babası, o sırada bu kentte görev yapıyordu.

Aile, o altı yaşındayken İstanbul'a taşınacak, bundan sonraki hayatı da İstanbul'da geçecekti.

Kendi anlatımına göre ailesi, "modern" bir aileydi.

Bir söyleşisinde şöyle demişti:

"Çok kültürlü insanlardı. Bu atmosfer içinde modern hayatın icaplarına göre yetiştirildik. Danslar, balolar vesaireye kadar."

Annesini "makyajlı, tırnakları ojeli, şapkalı, çok modern, çok şık bir hanımefendi" olarak tarif etti.

Aktardığına göre aile, Demokrat Parti (DP) destekçisiydi.

1960'dan sonra ise DP çizgisindeki Adalet Partisi'nin (AP) yanında durdu.

Annesi partide aktif rol aldı.

Anlatımlarına göre çok küçük yaşlarda, 1950'lerde Kıbrıs mitinglerine katılan Şenler, 1960'larla ailesiyle birlikte AP'nin etkinliklerinde yer aldı.

Şenler söyleşilerinde, dindar bir hayata yönelmesinde ağabeyinin etkisini vurguluyor.

Ağabeyi Özer (Üzeyir) Şenler, lise yıllarında Said-i Nursi liderliğindeki Nurculuk akımına dahil oldu.

Önce bunu yadırgayan Şenler, hemen olmasa da zamanla ağabeyinden etkilendi.

O da "Risale-i Nur" toplantılarına katılmaya başladı.

"Risale-i Nur", Said-i Nursi'nin yazdığı Kuran-ı Kerim tefsiriydi.

Aktardığına göre bu dönemde başı açıktı ve bu durum toplantılardaki kadınların tepkisine de neden oluyordu.

Şenler anılarında, annesinin hastalığı nedeniyle orta öğretimine son vermek durumunda kaldığını anlatıyor.

Ancak okuma ve yazmaya merakı devam etti.

İlk hikayeleri bazı dergilerde yayımlandı.

Köşe yazarlığına ise İffet Halim Oruz'un çıkardığı "Kadın Gazetesi"nde başladı.

Kadın olduğu anlaşılsın diye adının önüne Şule ismini ekledi.

1965'te tesettüre girmeye karar verdi.

İslamcı çizgideki Mehmet Şevki Eygi'nin çıkardığı "Yeni İstiklal Gazetesi"ne 1967 yılında gönderdiği "İslam Kadınına Hitap" başlıklı mektup yankı uyandırdı.

Mektup gazetede, üç çarşaflı Pakistanlı üniversite öğrencisinin fotoğrafıyla yayımlandı ve dönemin ceza kanunundaki "laikliğe aykırılıkla" ilgili 163. madde üzerinden hakkında dava açıldı.

Ancak mahkeme, Şenler'in beraatine karar verdi.

Eygi'nin çıkardığı "Bugün" gazetesinde düzenli köşe yazıları yazdı.

"Bugün", 1969'da ABD'nin İstanbul'a giden 6. Filosu'nu protesto eden solcu gençlere karşı Kanlı Pazar olarak anılan ve iki kişinin öldürüldüğü olayları kışkırtmakla suçlanacaktı.

Şenler'in ülkedeki asıl etkisi, Türkiye'nin farklı yerlerinde konferanslar vermesiyle başladı.

Bir söyleşisinde şöyle diyor Şenler:

"Bana hatta şey vermek istediler, Diyanet'ten. 'Size' dediler, 'Bir belge verelim, Türkiye'nin çeşitli camilerinde sohbetinizi yapın'. Kabul etmedim... Camide konuştuğun takdirde ismim hoca hanım olacak. Hoca hanım olunca da camiye hanım ve genç kızlar gelmeyecek."

İlk konferans Samsun'da yapıldı.

Bu konferanslar, "İslam'da Kadının Yeri ve Mükellefiyetleri", "Türkiye'de Manevi Buhran ve Dün Bugün, Yarın" gibi isimler taşıyordu.

Konuşma yaptığı salonlara, mütedeyyin kadın izleyicilerin yoğun bir ilgisi vardı.

Anlattığına ve çıkan haberlere göre bazı konferansları hoparlörlerden hatta cami hoparlöründen halka aktarılıyordu.

Tesettüre çağrı, konferansların önemli ayaklarından biriydi.

Konuşmalarında feministleri ve bu dönemde yükselişe geçen sol fikirleri de eleştirdi.

Eygi gibi o da anti-komünist bir çizgideydi.

Konferanslara bir yandan destek bir yandan tepki vardı.

Özellikle toplantılarda eşlerin kocalarına yaklaşımlarıyla ilgili sözleri bazı çevrelerin eleştirilerini çekiyordu.

Yazar Tanıl Bora, Türkiye'deki ideolojik akımları incelediği "Cereyanlar" kitabında, bu konferansları şöyle yorumluyor:

"Hicap, iffet ve örtünme çağrısında bulunuyor, fakat bunu kolay okunur gazete yazıları yanında taşrayı gezip konferanslar vererek yapıyor, böylece geniş bir dindar kadın kamuoyunu seferber ediyordu. Taşrada birçok kadın ilk defa Şule Yüksel konferansları vesilesiyle evinden çıkıp bir kamusal etkinliğe katıldı!"

İlk gençlik yıllarında bir dönem terzide çalıştı ve moda dergilerini de takip etti.

Yeni bir baş örtme biçimi buldu.

Dışarıdan Şulebaş adı verilen bu örtünme stili, zaman içinde Anadolu'da tesettürlü kadınlar arasında da ilgi çekti.

İlerleyen yıllarındaki bir söyleşisinde bu baş örtme şeklini oluştururken gençlik yıllarında sinemada izlediği Hollywood yıldızı Audrey Hepburn'den esinlendiğini belirtecekti.

1967'de Katoliklerin dini lideri Papa 6. Paul'ün Türkiye'yi ziyaret etmesi ve Ayasofya Müzesi'ni gezip burada dua etmesine tepki gösterdi.

"Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim ağlayın" başlıklı bir makale yazdı.

Bu süreçte dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, isim vermeden kendisini eleştirdi.

Hakkında hakaret davası açıldı.

1971'de yaklaşık dokuz ay cezaevinde yattı.

1970'de yayımlanan, geleneksel değerlere bağlı ve dindar bir üniversite öğrencisi olan Bilal ile ondan farklı bir hayat tarzına sahip Feyza karakterlerinin aşkını anlattığı "Huzur Sokağı" kitabı büyük ilgi gördü.

Kitap, "Birleşen Yollar" adıyla sinemaya aktarıldı.

Yönetmen koltuğunda, İslamcı kesim için önemli bir kitap olan "Minyeli Abdullah"ı da beyazperdeye uyarlayacak olan Yücel Çakmaklı vardı.

Kitap, 2012'de bir TV dizisi olarak ekranlara taşındı.

Şenler bunun dışında başka kitaplar da yazdı.

Yazar Tanıl Bora, "Huzur Sokağı"nın "hidayet romanı janrına" öncülük ettiği yorumunu yapıyor.

Bora'ya göre bu romanlar, "modern şehir hayatının yozluğundan ve anlamsızlık duygusundan hidayete ererek ve kapanarak kurtulan genç kızların hikayelerini" anlatıyordu.

Şenler 1970'lerde İdealist Hanımlar Derneği'ni kurdu.

Derneğin çalışmalarını yürütenler arasında, Recep Tayyip Erdoğan'la evlendikten sonra Erdoğan soyadını alacak olan Emine Gülbaran da vardı.

Şenler'in aktardığına göre, dönemin Milli Selamet Partisi (MSP) İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Erdoğan ile Gülbaran dernekle bağlantılı bir gecede birbirlerini gördü.

Şenler onların ilişkilerine aracılık ettiğini söyledi. Çift 1978'de evlendi.

Şenler sonraki yıllarda bir dönem gözden uzak bir görüntü çizdi.

Bunun toplumsal gelişmelerin yanında özel hayatıyla ilgili gelişmeler üzerinden yorumlayanlar da oldu.

Yazar Cihan Aktaş 2020'de "Nihayet Dergi"de yayımlanan yazısında, "Şenler'in bir yandan 'ulusalcı' ve 'solcu' medya tarafından hakaretlere maruz kaldığını, diğer taraftan süreç içinde mahalle baskısının etkisiyle yorulup sessizleştiğinin söylenebileceğini" belirtiyor.

Hayatının son dönemlerinde verdiği bir söyleşide, "Bugünlere ulaştığımıza ben adeta inanamıyorum" diye başladığı sözlerine şöyle devam ediyordu:

"Neden? O başörtü meselesinde ne mücadeleler verdik, tam muvaffak olamadık. Evet çoğunluk olarak tesettüre girenler çok oldu ama o tesettüre girenlerin çektikleri acılar da çok oldu.

"Dolayısıyla bugünleri görmek de varmış. Allah razı olsun, Tayyip bey hakikaten o başımıza geçtikten sonra, bugün elhamdülillah Müslümanlar gerçek şeyini buldu."

Kaynak, Serhat Cagdas/Anadolu Agency via Getty Images

2019'da hayatını kaybeden Şenler'in cenazesi Eyüp Sultan Mezarlığı'na defnedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cenazede yaptığı konuşmada, kendisinden "azim, mücadele, inanç abidesi" olarak bahsetti.

Emine Erdoğan yayımladığı taziye mesajında, "Her gün şükrettiğim evliliğimize vesile olduğu için özel olarak, hayatın zorlu sınamalarına karşı dirençli olma ve sabretme örnekliği içinse toplum olarak ona çok büyük bir şükran borçluyuz" ifadelerini kullandı.

Ölümünden bir yıl sonra adını taşıyan bir vakıf kuruldu.

Kuruluşunda birçok AKP'li ismin yer aldığı vakfın onursal başkanı Emine Erdoğan oldu.

Kaynak, GETTY IMAGES/TÜRKİYE CUMHURBAŞKANLIĞI/MUSTAFA KAMACI

TRT'nin Şenler'le ilgili dizisinin galası 22 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde yapıldı.

Galaya Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Emine Erdoğan da katıldı.

Diziyle birlikte Şenler'le ilgili hem de ana akım medyada da hem de sosyal medyada yoğun olarak paylaşımlar yapılıyor.

Kimileri onu "İslami çizgide öncü bir dava insanı, başörtüsü mücadelesinin sembol" ismi olarak savunurken kimileri ise kendisini "Cumhuriyet, laiklik ve kadın haklarıyla sorunu olan biri" olmakla eleştiriyor.

Bunun yanında onun "Müslüman kadın kimliğinin modernizasyonunda çığır açtığını" savunan yorumlar da yapılıyor.