17 Eylül 2026 Perşembe ☁️ Kadıköy 22°C
Site Menüsü

Soner Olgun'un eski eşi Özlem Koldaş'tan şok açıklama: "1,5 yıl diyabet sandık!"

3 saat önce 2
Şimşek AI Bu haberi sadece üç cümle ile özetleyebilir.
Özetlemek için buraya basın

"Eklemedir Koca Konak", "Hekimoğlu", "Nazende Sevgilim" ve "Gidiyom Gidemiyom" gibi eserlerle tanınan ve bir süredir pankreas kanseriyle mücadele eden sanatçı Soner Olgun'un sağlık durumu ciddiyetini koruyor. Tedavisine evde devam etmek isteyen sanatçının eski eşi Özlem Koldaş, Olgun'un hastalık teşhis sürecinde büyük bir ihmal yaşandığını öne sürerek sosyal medya hesabından çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Koldaş, eski eşinin rutin kontrollerden geçtiği dönemi ve sonrasında yaşananları şu sözlerle aktardı:

"Soner'i çok sevdiğim dahiliyeci arkadaşım Betül’e götürdüm. Kan tahlilleri yapıldı. O günkü sonuçlarında dikkat çekici bir sorun yoktu. Aradan yalnızca üç ay geçti. Soner’de yoğun bir ağız kuruluğu ve susuzluk başladı. Sık sık idrara çıkıyordu, halsizdi. Ankara’ya konsere giderken yol boyunca üç-dört kez arabayı durdurup tuvalete girmişti. Bir şeylerin normal olmadığını hissediyordum. Beyin MR’ı ve damar görüntülemeleri yapıldı. Çok şükür önemli bir bulgu çıkmadı. Soner bana dönüp: 'Gördün mü, bir şeyim yok. İlla benden bir hastalık çıkaracaksın.' dedi. Ben de: 'Hayır Sonerciğim. Şimdi endokrinolojiye gidiyoruz. Çünkü sende bir şey var ve ben bunu hissediyorum' dedim. Ve benim için hikayenin en acı yerlerinden biri tam burada başlıyor."

"1,5 YIL BOYUNCA DİYABET HASTASI OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜK"

Hastaneye başvurduklarında konulan teşhisi ve sonrasında gelişen süreci anlatan Koldaş, açıklamasına şöyle devam etti:

"Soner o dönemde Prof. Dr. S.Ç. tarafından değerlendirildi. Açlık kan şekeri 580, HbA1c ise 16,1 çıktı. Üstelik elimizde yalnızca üç ay önce yapılmış ve bu tabloyu göstermeyen kan tahlilleri vardı. Ailede diyabet olup olmadığı soruldu. Vardı. Soner’e insülin başlandı ve biz diyabet tanısıyla hayatımıza devam ettik. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Soner’in diyabet hastası olduğunu düşündük. Bugün dönüp baktığımda beni kahreden soru tam olarak burada başlıyor. Üç ay gibi kısa bir sürede ortaya çıkan bu kadar ağır bir diyabet tablosunun altında başka bir neden olup olmadığı o dönemde araştırılmış mıydı? Pankreasın değerlendirilmesi gerekli miydi?

Bu soruların tıbbi açıdan uzmanlar tarafından incelenmesini istiyorum. Google’a kısa cevabı ani diyabet direkt pankreas kanseri belirtisi yazıyor o diplomasını bir tarafına sokmak istediğim prof bunu bilemedi mi?

Bugün geriye dönüp baktığımda, ani başlayan ve ağır seyreden diyabetin pankreas hastalıklarıyla ilişkili olup olamayacağının neden araştırılmadığını sorguluyorum. CA 19-9 gibi testlerin ve gerekli görülebilecek diğer değerlendirmelerin yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda uzman görüşü alınmasını istiyorum. Ben hekim değilim. Bugün öğrendiklerimi o gün bilmiyordum. Ancak bugün, yeni başlayan veya hızla kötüleşen diyabetin bazı durumlarda pankreas hastalıkları açısından da değerlendirme gerektirebileceğini öğrenmiş bulunuyorum. Bunun Soner’in özel durumunda geçerli olup olmadığını elbette uzmanların değerlendirmesi gerekir."

"YÜZÜ VE GÖZLERİ SARARINCA ORTAYA ÇIKTI"

Kanser teşhisinin konulduğu günü ve geciken süreci gözler önüne seren Koldaş, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Keşke o gün birileri bize, 'Bunu da araştıralım' deseydi. Keşke... Çünkü yaklaşık bir buçuk yıl sonra Soner’in yüzü ve gözleri sararmaya başladı. Halsizleşti, iştahı kesildi, mide bulantıları başladı. Yine doktora gitmek istemedi. 'Bir mide bulantısı ilacı alırım, geçer' dedi. Birkaç gün sonra yine elinden tutup götürdüm. Bu kez safra yollarında bir tıkanıklık olduğunu öğrendik. Taş olmasını diledik. Ama yapılan değerlendirmelerde bunun taş olmayabileceği, pankreasta bir kitle bulunduğu söylendi. Hastalığın pankreasla sınırlı olmadığı ve uzak yayılım bulunduğu da bize aktarıldı. O gün dünyamız değişti. Benim bugün hala cevabını aradığım soru şu: Bir buçuk yıl önceki o ani ve çok ağır diyabet tablosu daha ayrıntılı araştırılsaydı, Soner’in hastalığı daha erken yakalanabilir miydi? Bunun cevabını tıbbi belgelerimizle, raporlarımızla ve gerektiğinde bağımsız uzman görüşleriyle arayacağız. Kimseyi sosyal medyada mahkum etmek istemiyorum. Ancak yaşadığımız sürecin üzerinin örtülmesini de istemiyorum. Amacım herhangi bir kişi veya kurum hakkında kesin bir hüküm vermek değil; yaşadıklarımızın tıbbi açıdan incelenmesi..."

''Ben bugün geçmişi değiştiremiyorum. Soner için kaybettiğimizi düşündüğüm zamanı geri alamıyorum. Ancak bundan sonra elimdeki bütün raporları, tahlilleri ve kayıtları ilgili uzmanlara ve gerekli mercilere sunacağım. Ben eski eşi olduğum için hukuki yetkimin bulunmadığı yerlerde kızları kendi haklarını kullanacak. Bunu intikam için değil, bir daha başka bir ailenin aynı soruları yıllar sonra sormaması için yapmak istiyorum. Ve Soner'e gelince... 21 yaşımdan beri hayatımda olan bir insanın yokluğuna nasıl alışılır, bilmiyorum. Belki de hiç alışılmaz. Ama onun için yapabileceğim son şeylerden biri, yaşadığımız bu hikayeyi kendi deneyimimiz ve elimizdeki belgeler çerçevesinde anlatmak. Çünkü bazen insanın elinden zamanı geri almak gelmez. Ama yaşanılanların aydınlatılması için soru sormak, belgeleri paylaşmak ve bağımsız değerlendirme istemek gerekir.

Koldaş, paylaşımlarının sonunda Olgun’u muayene eden hekime yönelik tepkisini ise şu ifadelerle dile getirdi:

"Ve sen; Prof Dr S.Ç. Sen insanı öldürüyorsun, bu işi bırak o diplomanı bir tarafına s..! Evet son dönemde herkese parasıyla diploma veriyorlar bence sen de satın almış bile olabilirsin! Ani diyabetin pankreas kanseri belirtisi olduğunu bilmeyecek bir insan ancak diplomayı satın almış olabilir! İçimde de kalmasın. Hukuken bir cezası olmadığını öğrendiğim bu cümleyi senin için etmek istiyorum Prof Dr S.Ç Allah belanı versin!"