23 Eylül 2026 Çarşamba ⛅ Kadıköy 15°C
Site Menüsü

Manisa'da okul saldırısı: 7 bakanlığın güvenlik protokolü ne içeriyor?

2 saat önce 2
Şimşek AI Bu haberi sadece üç cümle ile özetleyebilir.
Özetlemek için buraya basın

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırı, yedi bakanlığın okul güvenliğini artırmak için imzaladığı protokolden bir gün sonra gerçekleşti.

22 Eylül sabahı İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında düzenlenen saldırının ardından adli ve idari soruşturma başlatıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, okulun birinci derece riskli olarak sınıflandırıldığını ve olay sırasında bir bekçi ile bahçe görevlisinin görevli olduğunu açıkladı.

Bakanlıkların imzaladığı yeni protokol, okul çevresindeki güvenlik önlemlerinin yanı sıra risklerin erken belirlenmesini ve ilgili kurumların birlikte müdahale etmesini hedefliyor.

'ye konuşan Türk Eğitim Derneği'nin (TED) eğitim düşünce kuruluşu TEDMEM'den Dr. Nilgün Demirci Celep, şiddeti önlemek için öğrencilerin okulla kurduğu bağın ve psikososyal destek hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Celep, "Kalıcı çözüm, şiddet ortaya çıkmadan önce riskleri fark edebilen ve bu risklere zamanında müdahale edebilen bir okul sistemi kurmaktır" diyor.

Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Atmaca da okulların bulunduğu çevre, ailelerin sosyoekonomik koşulları ve öğrencilerin ihtiyaçları farklı olduğundan güvenlik ve destek politikalarının bu farklılıklar dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Manisa Valiliği, okul yakınında silahla ateş edildiğine ilişkin ihbarın saat 07.59'da alındığını açıkladı. Bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, öğrencilerin okula gittiği sokakta gerçekleşen saldırıda 11 öğrencinin yaralandığını duyurdu.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı dokuza yükseldi.

Gözaltındakiler arasında şüpheli çocuk, anne ve babası ve bazı yakınları ile fişeklerin satın alındığı av bayisinin işletmecisi bulunuyor.

İçişleri Bakanı Çiftçi, 22 Eylül'deki hastane ziyaretinde yaralı öğrencilerden üçünün durumunun diğerlerine göre daha kritik olduğunu söyledi.

Saldırı okuldan yaklaşık 80–100 metre uzakta gerçekleşti. Okulun öğrencisi olduğu açıklanan şüphelinin kullandığı tüfek, anneannesinin üzerine kayıtlıydı ve dedesinin evinde bulunuyordu.

Milli Eğitim, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Sağlık, Gençlik ve Spor ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları 21 Eylül'de okul güvenliğini hedefleyen ortak bir protokol imzaladı.

"Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü" için düzenlenen toplantıya 81 ilin valisi de video konferansla katıldı.

Toplantıda açıklanan güvenlik uygulamaları, okulların risk düzeylerine göre farklılaşıyor.

Birinci ve ikinci derece riskli okullarda kolluk görevlileri sürekli bulunuyor. Üçüncü ve dördüncü derecedeki okullarda ise irtibat görevlileri okul yönetimleriyle çalışıyor.

Okul çevresindeki internet kafelerin, oyun salonlarının, metruk yapıların ve servis araçlarının denetlenmesi de önlemler arasında yer alıyor.

İçişleri Bakanı Çiftçi, bu eğitim yılında 31 bin okul bahçe görevlisinin istihdam edildiğini açıkladı.

Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla okullar için risk haritası oluşturulduğunu belirtti.

Bu yıl veli-randevu sisteminin zorunlu hale getirildiğini söyleyen Tekin, forma ve öğretmen önlüğü uygulamalarının, okulda bulunmaması gereken kişilerin ayırt edilmesine yardımcı olacağını belirtti.

Devamsızlık ve sınıf tekrarı durumlarının izlenmesini, rehberlik çalışmalarını ve dijital risklere karşı farkındalık etkinliklerini de güvenli okul çalışmalarının parçası olarak sıraladı.

Çiftçi, protokolün erken müdahale boyutuna dikkat çekti; çocuklarla ilgili ciddi risk işaretleri ortaya çıktığında okul yönetimi, kolluk ve sağlık görevlilerinin devreye girmesinin amaçlandığını söyledi.

Ayrıca saldırının ertesi günü emniyet müdürlerine okul çevreleriyle birlikte öğrencilerin geliş-gidiş güzergâhlarını da takip etmeleri talimatını verdi.

Silaha erişim, akran zorbalığı ve çevrim içi tehditlerin değerlendirilmesini, gerekli noktalarda devriyelerin artırılmasını istedi.

TED'in eğitim düşünce kuruluşundan Dr. Celep'e göre, okulda görülen şiddetin, çocuğun bireysel sorunlarının yanı sıra aile ve akran ilişkileriyle, okul ortamıyla ve toplumsal koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu nedenle atılması gereken ilk adımın, şiddeti bir "semptom" olarak, yani daha derindeki sorunların belirtisi olarak görmek olduğunu söylüyor:

"Kamera sayısını artırmak, kapılara dedektör koymak ya da okul önüne polis yerleştirmek semptomu bastırabilir; ancak hastalığı tedavi etmez."

Celep'e göre güvenli okul, çocuğun kendisini değerli, ait ve desteklenmiş hissettiği bir öğrenme topluluğu olarak tanımlanıyor.

Okul çevresinde kolluk tedbirlerinin gerekli olduğunu, ancak bunların tek başına yeterli olmayacağını belirtiyor.

Bakan Tekin de protokol töreninde çalışmalarını "güvenli okul ikliminin güçlendirilmesi" başlığı altında yürüttüklerini söyledi ve konuyu yalnızca güvenlik tedbirleriyle ele almadıklarını belirtti.

Yedi bakanlığın iş birliğini bu açıdan olumlu değerlendiren Celep; eğitim, sağlık, sosyal hizmet, güvenlik ve aileye yönelik çalışmaların birlikte yürütülmesi gerektiğini söylüyor.

Bunun okul düzeyindeki karşılığının ise psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı ve sağlık personelinden oluşan öğrenci refah ekipleri olabileceğini belirtiyor.

Celep, devamsızlığı belirgin biçimde artan, okulla bağı zayıflayan veya akran ilişkilerinde ciddi değişimler yaşayan öğrencilerin erken fark edilmesi gerektiğini söylüyor.

Çocukların dijital ortamlarda şiddeti ve suçu normalleştiren çevrelerle temasının da dikkate alınmasını öneriyor.

Ancak bu işaretlerin öğrencileri "suçlu" ya da "tehlikeli" olarak etiketlemek için kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye'de rehberlik servislerinin, Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinin, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin devreye girebildiği mekanizmalar bulunduğunu anlatan Celep, gözlemden müdahaleye ve izlemeye uzanan sürecin daha sistematik olması gerektiğini düşünüyor:

"Amaç, hangi çocuğun desteğe ihtiyaç duyduğunu belirlemek. Öğretmenin görevi risk işaretini fark etmek ve sistemi harekete geçirmek olmalıdır."

Sonrasında ise riskin düzeyinin farklı uzmanlar tarafından değerlendirilmesini ve gerekli desteğin hızla sağlanmasını öneriyor.

Celep'e göre her öğrencinin okulda güvenebileceği en az bir yetişkinin bulunması, önleyici çalışmaların önemli bir parçasını oluşturuyor.

Öğrencinin bir öğretmene, yöneticiye veya psikolojik danışmana ulaşabilmesinin, yaşadığı sorunların erken anlaşılmasını kolaylaştıracağını belirtiyor.

Çocukların duygularını düzenleme, empati kurma, çatışma çözme ve yardım isteme becerilerinin de okul yaşamı içinde geliştirilmesini öneriyor.

Celep ayrıca, dışlayıcı disiplin uygulamalarının öğrencilerin okuldan kopmasına yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Aktardığı araştırmalara göre sosyal ve duygusal becerileri geliştiren programlar, zorbalığı ve saldırgan davranışları azaltırken akademik gelişimi de destekleyebiliyor.

Celep, okul güvenliğinde erken müdahalenin önemini anlatırken, "Şiddeti önlemek istiyorsak öğrenciyi kaybetmeden önce fark etmemiz gerekiyor" diyor.

'ye konuşan Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Atmaca, okulların risk düzeylerine göre sınıflandırılmasının, ihtiyaçlara uygun önlemler geliştirilmesine yardımcı olabileceğini söylüyor.

Atmaca'ya göre okulların bulunduğu çevre, ailelerin sosyoekonomik koşulları ve öğrencilerin ihtiyaçları farklı olduğundan güvenlik ve destek politikalarının bu farklılıklar dikkate alınarak belirlenmesi gerekiyor.

"Bilmediğimiz ve ölçemediğimiz bir şeyi kontrol edemeyiz" diyen Atmaca, risklere ilişkin verilerin doğru adımlarla desteklenmesi halinde olumlu sonuçlar alınabileceğini belirtiyor.

Atmaca, okulların risk derecelerinin kamuya açıklanacağını düşünmediğini, bunların bakanlığın kendi politikalarını belirlemek için kullanacağı bilgiler olacağını tahmin ediyor:

"Okullar zaten sosyolojik anlamda bir dalgalanma ya da bir dağınıklığın içerisinde. Sosyoekonomik anlamda çevresel faktörler farklı, dolayısıyla her okulu eşit görmek mümkün değil.

"Gelişmiş bölgelerde, sosyoekonomik olarak güçlü yerlerde daha sterilize bir ortamın içerisinde okul hayatı sürüyor.

"Ama daha dezavantajlı bölgelerde, daha az gelişmiş yerlerde daha farklı risk faktörleri ortaya çıkabiliyor. Okullar arasındaki bu ayrımı bakanlık yapmıyor, bu durum sosyolojik olarak zaten var olan bir gerçeklik."

Bakanlığın mevcut farklılıkları dikkate almasını olumlu bulan Atmaca, hedefin bütün okulları daha nitelikli eğitime ve birbirine yakın öğrenme sonuçlarına ulaştırmak olması gerektiğini belirtiyor.

Atmaca, riskin yalnızca okulun bulunduğu bölgeden kaynaklanmadığını da eklerken, öğrencilerin bireysel koşullarının ve okulun işleyişinin de değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Atmaca, okullarda erken uyarı sisteminin amacının, öğrenciyi eğitimden uzaklaştırmak değil, profesyonel desteği zamanında sağlamak olması gerektiğini söylüyor.

Bir öğrencinin davranışlarında fark edilen değişikliklerin, onunla ilgili olumsuz bir hükme dönüşmemesi gerektiğini vurguluyor:

"Okuldaki öğretmenler ya da yöneticiler uygularken yanlış kavramlar kullanırsa, etiketlemeye veya damgalamaya giderse bu doğru sonuçlar vermez."

Atmaca'ya göre kullanılan dil ve müdahale biçiminin pedagojik olması; çocuğun yaşı, gelişim özellikleri ve geldiği çevrenin dikkate alınması gerekiyor.

Olumsuz davranışların tekrarlanmasının, yetişkinlerin çocuk hakkındaki kanaatini giderek kötüleştirebileceğine dikkat çeken Atmaca; erken uyarı sisteminin nasıl uygulandığını, sistemin kurulması kadar önemli buluyor.

Risk işaretlerinin kayda geçirilmesinin de tek başına yeterli olmadığını belirten Atmaca, okulun ve ilgili kurumların bu bilgiler üzerine harekete geçmesi gerektiğini söylüyor:

"Erken uyarı sistemine rağmen eğer okul ya da ilgili mekanizmalar harekete geçmiyorsa bu da bir işe yaramayabilir."

Atmaca, çocukların günlük yaşamındaki belirgin değişikliklerin aileler ve eğitimciler tarafından izlenmesini öneriyor.

Arkadaşlık ilişkilerinin birden kötüleşmesini, çocuğun çevresinden uzaklaşmasını ve yalnızlaşmasını örnek gösteriyor.

Derslerde ani düşüşlerin, çalışma alışkanlıklarındaki değişimlerin ve öğretmenlerle yaşanan iletişim sorunlarının da dikkate alınabileceğini söylüyor.

Yeme alışkanlıklarındaki belirgin değişiklikler, aileyle iletişimin bozulması, dijital ortamlarda geçirilen sürenin ciddi biçimde artması ve kendine zarar veren alışkanlıkların edinilmesini de değerlendirilmesi gereken işaretler arasında sıralıyor:

"Çocuklarımızı gözlemlersek rutinin dışına ne sıklıkta çıkıyor, ne zaman çıkıyor, neden çıkıyor, bunlara ilişkin bir verimiz olur."

Atmaca'ya göre sadece gözlem yapmak değil, çocuktaki olumsuz davranışın ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktığını da tespit edebilmek gerekiyor.

İlgili Trendler: okul saldırısı