Kaynak, Aziz Kərimov/Getty
Azerbaycan'da okul çağındaki kızların başörtüsü kullanımına getirilen sınırlamayla başlayan tartışma artık okul kapılarını aşmış durumda. Konu artık sadece kıyafet kuralları değil. Türkiye'nin Azerbaycan üzerinde ne kadar söz sahibi olabileceği ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ankara karşısında nasıl bir siyasi pozisyon aldığı da tartışılıyor.
Bakü'nün yanıtı net: Azerbaycan laik bir devlettir ve iç kurallarını kendisi belirler.
Azerbaycan hükümetini destekleyen ve onun söylemlerini dile getiren gazeteci Mirşahin, sosyal medyada "Şunu anlayın ki ne siz ağabeysiniz ne de biz küçük kardeşiz" diye yazdı.
Türkiye'de Azerbaycan'daki uygulamayı eleştirenler ise konuya daha çok dini özgürlükler, yani okullarda başörtüsü serbestisi açısından bakıyor.
Erdoğan yönetimini destekleyen bazı Türk siyasetçiler ve sosyal medya fenomenleri, Azerbaycan hükümetinin kararını eleştiriyor ve doğrudan Cumhurbaşkanı Aliyev'i hedef alan sert ifadeler kullanıyor. Azerbaycan hükümeti, bunların da dahil olduğu 31 kişiyi "istenmeyen kişi" ilan ederek kara listeye aldı, 7 kişi hakkında ise uluslararası yakalama kararı çıkardı.
Bu tartışma sırasında Azerbaycan'da İlham Aliyev'in yeni bir siyasi imajı inşa ediliyor. Hükümete yakın medyada Aliyev artık yalnızca Türkiye'nin yakın müttefiki olarak değil; gerektiğinde Ankara'ya sınır çizebilen, laiklik ve egemenlik vurgusu yapan bir lider olarak sunuluyor.
Bazı siyasi yorumcular daha da ileri giderek Aliyev'in laiklik konusundaki tutumuyla Mustafa Kemal Atatürk'ün devlet modeli arasında paralellik kuruyor. Hükümete yakın milletvekili Zahid Oruc, Aliyev'i yalnızca Haydar Aliyev'in değil, aynı zamanda "Mustafa Kemal Atatürk'ün de siyasi mirasçısı" olarak nitelendirdi.
Bu Azerbaycan devletinin resmi görüşü değil. Ancak böyle bir benzetmenin tam da Türkiye ile laiklik eksenli bir tartışma yaşanırken ortaya çıkmış olması tesadüf gibi görünmüyor.
Siyasi analist Alya Yakublu ise şunları söylüyor:
"Dünya 23 yıldır İlham Aliyev'in seküler bir lider olduğunu biliyor. Bu arada Batı da onu kısmen bu nedenle destekledi; çünkü Azerbaycan'daki radikal dini gruplara karşı durabilecek bir siyasetçi olarak görülüyordu. Bu açıklamalar, sert ifadeler ve Aliyev'in Atatürk'le kıyaslanması sadece 'Kim kimi yener?' taktiğidir."
Aliyev'in kendisinin "Atatürk'ün mirasçısı olma" gibi bir iddiası olup olmadığı bilinmiyor. Ancak Aliyev her zaman kendi yolunu izlediğini söylüyor:
"Azerbaycan'da bilinçli ve bağımsız bir politika yürütülmektedir. Biz kendi yolumuzdan gidiyoruz. Bu yol kalkınma ve ilerleme yoludur ve bu yolda büyük başarılar elde ettik."
Tartışmanın kökeninde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşması sırasında Türk diplomatlar salonu terk ederken Azerbaycan temsilcisinin salonda kalması yatıyor.
Aynı BM toplantısında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kız öğrencilerin okullarda başörtüsü takmasının yasaklanmasını da eleştirmişti.
Bu açıklama, Azerbaycan'ın okullarda yeni kıyafet kuralları getirmesinin ertesi günü yapıldı.
Yeni düzenlemelerde belirlenen okul üniformasına uyulması ve eğitimin laik karakteri vurgulanıyor.
Yasal metinde "başörtüsü" veya "hicab" ifadeleri açıkça yer almıyor. Buna rağmen bazı okullarda kuralların başörtülü öğrenci ve öğretmenlere yönelik uygulandığına dair haberler, konuyu Türkiye'de "başörtüsü yasağı" tartışmasına dönüştürdü.
Temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Bakü bunun doğrudan bir başörtüsü yasağı olmadığını söylerken, Türkiye'deki eleştirmenler kararın sahada nasıl uygulandığına dikkat çekiyor.
Başka bir ifadeyle tartışma, yasanın metninden çok okul kapısında nasıl yorumlandığı üzerine yürütülüyor.
BBC Azerbaycanca Servisi'ne konuşan milletvekili Zahid Oruc da Eğitim Bakanlığı'nın kuralları öğrenci ve velilere daha iyi anlatması gerektiğini kabul etti.
Yine BBC Azerbaycanca Servisi'ne konuşan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı aileler, kızlarının okula kadar başörtüsüyle geldiğini, okul kapısında başlarını açıp ders bitiminde yeniden örttüklerini anlatıyor. Bazı başörtülü öğretmenler de aynı yöntemi izlerken, bazıları istifa ettiklerini söylüyor.
Bu hafta yeni bir protesto görüntüsü ortaya çıkmadı. Ancak protestolar nedeniyle onlarca kişinin gözaltına alındığı ve bazı katılımcıların polis tarafından ifadeye çağrıldığı yönünde bilgiler bulunuyor.
Azerbaycan yönetimi meseleyi kendi yöntemleriyle kontrol altına almaya çalışırken, Türkiye'deki tartışmalar sürüyor.
Azerbaycan'a giriş yasağı getirilen isimlerden biri olan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan sosyal medyada şu mesajı paylaştı:
Bu makalede X içeriği bulunmaktadır. Çerez ve diğer teknolojileri kullanıyor olabilirler, bilgisayarınıza herhangi bir şey yüklenmeden önce sizin rızanızı alırız. İzin vermeden önce çerez politikasını okumak ve gizlilik politikasına göz atmak isteyebilirsiniz. Bu içeriğe ulaşmak için lütfen "kabul et ve devam et" seçeneğine tıklayın.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakın bazı siyasetçiler Azerbaycan'daki uygulamayı açıkça eleştirdi. Bakü'de ise bu tepkiler dini özgürlüklere ilişkin endişeden çok içişlerine müdahale olarak değerlendirildi.
Ancak Azerbaycan'daki uygulamaya yönelik eleştiriler yalnızca muhafazakâr çevrelerden gelmedi.
Türkiye'de son dönemde hükümete destek verdiği gerekçesiyle eleştirilen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Azerbaycan'ı eleştirdi. Türkiye'nin geçmişte başörtüsü yasakları konusunda "zor bir sınavdan" geçtiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, kendi partisinin de bu süreçte sorumluluğu olduğunu kabul ederek kadınların kıyafet tercihine müdahale edilmemesi çağrısı yaptı.
Bu durum Türkiye'deki tartışmanın ilginç yanlarından birini ortaya koyuyor:
Azerbaycan'daki uygulamaya hem iktidara yakın muhafazakâr çevrelerden hem de laik muhalefet geleneğinden gelen eleştiriler var. Siyasi kamplar farklı olsa da bazı kesimler uygulamanın dini özgürlükler ve eğitim hakkı açısından sorunlu olduğunu düşünüyor. Elbette bu uygulamayı destekleyenler de Türkiye'de az değil.
Bakü'nün yanıtında iki kavram öne çıkıyor: Laiklik ve egemenlik.
Azerbaycan yönetimi meseleyi dine karşı bir politika olarak sunmuyor. Resmi ve hükümet yanlısı açıklamalarda konunun devletin laik karakteri, ortak okul kuralları ve ülkenin kararlarını bağımsız biçimde alma hakkı olduğu vurgulanıyor.
Azerbaycan Devlet Televizyonu AzTV'nin yayınlarında da verilen temel mesaj şu oldu:
"Azerbaycan, Anayasası, devlet gelenekleri ve bağımsız karar mekanizmaları bulunan egemen bir devlettir. Türkiye'de yüksek siyasi makam sahibi olmak, Azerbaycan'a nasıl davranması gerektiğini söyleme hakkı vermez."
Bu mesaj yalnızca başörtüsü tartışmasına verilen bir yanıt değil, aynı zamanda Ankara ile ilişkilerin sınırlarına ilişkin siyasi bir açıklama olarak görülüyor.
Bakü'nün hükümet yanlısı medya aracılığıyla vermek istediği temel mesaj şu: Kardeşlik, müdahale hakkı doğurmaz.
Tam da bu noktada İlham Aliyev'in söylemi özel bir anlam kazanıyor. Azerbaycan'ın yaşam tarzına dışarıdan müdahale edilmesine karşı sert açıklamalar, Aliyev'i Türkiye ile yakın ilişkileri koruyan ancak Ankara'nın etki alanında görünmeyi kabul etmeyen bir lider olarak öne çıkarıyor.
Bu tartışmanın en dikkat çekici siyasi sonuçlarından biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün adının gündeme girmesi oldu.
Azerbaycan'da Atatürk'e duyulan saygı yeni değil. Ancak mevcut tartışma ortamında bazı siyasi yorumcular bu tarihî yakınlığı Aliyev'in siyasi imajıyla ilişkilendirmeye başladı.
Milletvekili Zahid Oruc, Aliyev'i "Mustafa Kemal Atatürk'ün de siyasi mirasçısı" olarak tanımlıyor. Oruc, Azerbaycan'ın 1918'de laik bir cumhuriyet kurmasını ve Atatürk'ün daha sonra Türkiye'de laik devlet modelini oluşturmasını ortak bir tarihi-siyasi çizginin parçası olarak görüyor.
Bu benzetmenin siyasi bir anlamı da var: Türkiye'de Erdoğan'a yakın isimler Bakü'yü başörtüsü meselesi nedeniyle eleştirirken, Azerbaycan'da Aliyev'i Atatürk'ün laik devlet anlayışıyla ilişkilendiren yeni bir söylem ortaya çıkıyor.
Böylece iki farklı Türkiye imajı karşı karşıya getiriliyor: Bir tarafta Erdoğan döneminin muhafazakar Türkiye'si, diğer tarafta Atatürk'ün laik cumhuriyet modeli.
Bu çerçevede Aliyev, Atatürk'ün kurduğu laik devlet geleneğine daha yakın bir lider olarak sunuluyor. Ancak Azerbaycan yönetimi Aliyev'i resmi olarak Atatürk'ün siyasi devamcısı ilan etmiş değil. Şimdilik bu, bazı yorumcuların yaptığı bir benzetme olmaktan öteye gitmiyor.
Tüm bu tartışmaların arkasında daha büyük bir soru yatıyor: Bakü ile Ankara arasındaki son gerilim, İlham Aliyev'in Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkilerde yeni sınırlar çizme girişimi mi?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin söz konusu olduğunda Aliyev bunu daha önce başarmış görünüyordu. Putin, Aliyev'in talep ettiği şekilde uçak kazası nedeniyle Rusya'nın hatasını kabul etmiş, özür dilemiş ve kurbanların ailelerine tazminat ödeneceği sözünü vermişti.
2020'deki İkinci Karabağ Savaşı'nın ardından Türkiye, Azerbaycan'ın en önemli siyasi ve askerî ortaklarından biri olmayı sürdürdü. Bu nedenle yalnızca başörtüsü tartışmasından hareketle iki ülke arasındaki stratejik ittifakın zedelendiği sonucuna varmak için henüz erken.
Erdoğan da Aliyev'i aradı. Her ne kadar gerilimin yükselmeye başlamasından birkaç gün sonra gerçekleşmiş olsa da bu telefon görüşmesi dikkat çekti. Hükümete yakın APA ajansı, ilişkilerdeki olumlu unsurları sıraladığı analizinde şu ifadeyi kullandı:
"Ne yazık ki bu telefon görüşmesi, Türkiye'de Azerbaycan'a karşı yürütülen kirli bilgi kampanyasının bir süre devam etmesinden sonra gerçekleşti."
Ancak ilişkilerde güç ve etki alanlarının yeniden tanımlandığı izlenimi de dikkat çekiyor.
İkinci Karabağ Savaşı sonrasında ortaya çıkan Aliyev imajı, önceki dönemdekinden farklı. Bu yeni imaj, yalnızca Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyan bir lider değil; savaştan galip çıkmış, bölgesel iddiaları bulunan ve iç siyasetine dışarıdan müdahaleyi kabul etmeyen bir devlet başkanı profili çiziyor.
Bu açıdan bakıldığında mevcut tartışma, Türkiye'den uzaklaşma girişiminden çok, ilişkiler içerisindeki sınırların yeniden çizilmesi çabası olarak değerlendirilebilir.
Bakü, Türkiye ile stratejik yakınlığı korumak istiyor. Ancak aynı zamanda bu yakınlığın siyasi bağımlılık olarak yorumlanmasına da karşı çıkıyor.
"Tek millet, iki devlet" formülü yakınlığın ifadesi olmaya devam ediyor. Aliyev'in son mesajlarının özü ise şöyle okunabilir:
Tek millet olabiliriz, ancak iki ayrı devletiz ve kararlarımızı kendimiz veririz.
Nitekim hükümete yakın medyada da giderek daha sık dile getirilen mesaj bu yönde.
Mevcut gerilim sürecinde Aliyev'in üç katmanlı bir siyasi portresi oluşturuluyor.
Bu üç unsur birleştiğinde daha iddialı bir siyasi portre ortaya çıkıyor:
Ancak bu portrenin ne kadar kalıcı olacağı henüz net değil.
Buna rağmen, böyle bir söylemin bugün ortaya çıkmış olması, Aliyev'in siyasi imajının hangi yönde şekillendirilmek istendiğine dair önemli ipuçları veriyor.
Bu haberin hazırlanmasına BBC Azerbaycanca Servisi Muhabiri Aygül Mehman da katkıda bulundu.