Bloomberg, Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesinde, iklim değişikliğinin Türkiye-Suriye sınırındaki ekonomik ve toplumsal etkilerini ele alan kapsamlı bir haber yayımladı. Haberde, Suriye'deki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye yerleşen milyonlarca kişinin artık kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve seller nedeniyle yeni bir geçim mücadelesi verdiği anlatıldı.
Bloomberg'e göre Suriye'de savaşın sona ermesi ve milyonlarca kişinin ülkesine dönmesine rağmen iklim krizinin ağırlaşması, hem Türkiye'deki tarımsal üretimi hem de Suriye'nin ekonomik toparlanmasını tehdit ediyor.
Haberde, Gaziantep'in Karkamış ilçesinde yaşayan 46 yaşındaki Suriyeli arıcı Muhammed Salih'in hikayesine yer verildi. Salih, 2015 yılında IŞİD'in yaşadığı bölgeyi ele geçirmesi ve kayınbiraderiyle birlikte yedi çocuğunu öldürmesinin ardından Türkiye'ye sığındı.
Ülkesinden ayrılırken sahip olduğu 250 arı kovanını gerçek değerinin üçte birine satmak zorunda kaldığını anlatan Salih, Türkiye'de de iklim koşulları nedeniyle geçim sıkıntısı yaşamaya başladı.
Son beş yıldaki kuraklık yüzünden bal üretiminin yarıya düştüğünü belirten Salih, yağışların geri dönmesinin de çözüm olmadığını söyledi. Şiddetli yağmur, sel ve dolu, arıların beslenmesi için gerekli çiçekleri tahrip etti.
Bloomberg, Salih'in yaşadıklarını, savaş nedeniyle yerinden edilen insanların iklim değişikliğinin etkilerinden de kurtulamadığının örneklerinden biri olarak gösterdi.
Haberde Türkiye'nin güneydoğusunda yaşanan kuraklığa ilişkin resmi meteoroloji verileri de paylaşıldı. Meteoroloji Genel Müdürlüğüne göre 2025 su yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yağış miktarı uzun yıllar ortalamasının yüzde 53 altında kaldı. Bu oran, Türkiye'nin bölgeleri arasındaki en büyük düşüş olarak kayıtlara geçti.
Bloomberg, kuraklığın özellikle Antep fıstığı üreticilerini etkilediğini belirtti.
Karkamış Ziraat Odası Başkanı İdris Bozkurt, çiftçilerin geçmişte iki yılda bir ürün alabildiğini, bugün ise hasadın üç yılda bire kadar gerilediğini söyledi.
Bozkurt, bölgedeki sulama projesinin on yılı aşkın sürede yalnızca yüzde 20'sinin tamamlanabildiğini belirterek kaynak yetersizliği nedeniyle çiftçilerin yağışlara bağımlı kaldığını ifade etti.
Kuraklığın ardından gelen şiddetli yağışlar da tarımsal üretimi vurdu. Bölgede mayıs ayında etkili olan dolu ve fırtına nedeniyle bazı çiftçilerin ürünlerinin üçte birinden tamamına kadar olan bölümünü kaybettiği aktarıldı.
Bloomberg'in görüştüğü üreticiler, iklim koşullarındaki belirsizlik nedeniyle sulama yatırımlarının giderek daha önemli hale geldiğini anlattı. Antep fıstığı üreticisi Mehmet Delibalta, devletin sulama projesinin tamamlanmasını beklemeden kendi imkanlarıyla sulama sistemi kurduğunu söyledi.
Delibalta'nın yaklaşık bin metrekarelik alan için yaptığı yatırımın maliyeti 14 bin lirayı buluyor. Ancak her çiftçinin bu yatırımı yapabilecek ekonomik gücü bulunmuyor.
Haberde görüşlerine yer verilen 76 yaşındaki Antep fıstığı üreticisi Ali Yılmaz, kuraklık ve aşırı hava olayları nedeniyle bankalara 3 milyon lira borçlandığını belirtti.
Yılmaz, arazisinin yalnızca yarısını sigortalatabildiğini, kalan bölüm için sigorta primlerini karşılayamadığını anlattı. Borçlarının bir bölümünde ise yüzde 40-50 arasında faiz ödediğini söyledi.
Bloomberg, iklim krizinin Türkiye'deki Suriyeli mevsimlik tarım işçilerinin yaşam koşullarını da ağırlaştırdığını yazdı. Habere göre yüz binlerce Suriyeli, pamuk, patlıcan, Antep fıstığı, biber ve domates hasadında çalışıyor. İşçiler çoğu zaman derme çatma barınaklarda yaşıyor ve günlük 2 bin lira kadar ücret alabiliyor.
Ancak kuraklık ve düzensiz yağışların tarımsal üretimi azaltması, mevsimlik iş imkanlarını da daraltıyor.
Suriyelilerin Türkiye içindeki seyahatlerine yönelik kısıtlamalar ise farklı bölgelerde iş aramalarını zorlaştırıyor.
İsveç'teki Lund Üniversitesi araştırmacısı Pınar Dinç, Suriyeli tarım işçilerinin sektördeki en kırılgan gruplardan biri olduğunu belirterek sömürüye karşı daha savunmasız kaldıklarını söyledi.
Haberde, Harran Ovası'nda eşi ve iki çocuğuyla yaşayan Suriyeli Zahra Jasib'in koşullarına da yer verildi. Tek odalı bir barakada yaşayan Jasib, yaz aylarında dayanılmaz sıcaklarla, yağışlı dönemlerde ise evin içine sızan sularla mücadele ettiklerini anlattı.
Tarım işçisi olan eşinin kötü hava koşulları nedeniyle her zaman iş bulamadığını belirten Jasib, bazı dönemlerde inşaatlarda çalışmak zorunda kaldığını söyledi.
Jasib, eşinin ücretinin zaman zaman para yerine un, ekmek, şeker veya çay gibi temel gıda ürünleriyle ödendiğini anlattı.
Türkiye'de 11 yıldır yaşadıklarını belirten Jasib, bütün zorluklara rağmen çocuklarının eğitim alabilmesi nedeniyle Suriye'ye dönmeyi düşünmediklerini ifade etti.
Bloomberg, iklim krizinin yalnızca Türkiye'deki mültecileri değil, Suriye'ye geri dönenleri de etkilediğine dikkat çekti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin verilerine göre son iki yılda yaklaşık 4 milyon yerinden edilmiş kişi Suriye'ye döndü.
Ancak savaşta zarar gören altyapı, su kıtlığı, yüksek enerji maliyetleri ve tarımsal üretimdeki sorunlar ülkede kalıcı bir yaşam kurmayı zorlaştırıyor.
Halep Üniversitesi mezunu ziraat mühendisi Muhammed Emin, ülkesine dönen bazı Suriyelilerin iki veya üç ay sonra yeniden ayrıldığını söyledi.
Bloomberg'in aktardığı verilere göre Suriye'deki yeraltı suyu seviyesi yılda yaklaşık 1,75 metre azalıyor. Önümüzdeki 20 yılda ortalama en yüksek sıcaklıkların 2 dereceye kadar artabileceği öngörülüyor.
Fransız coğrafyacı Fabrice Balanche ise tarımsal üretimin gerilemesinin ülkede yeni toplumsal gerilimler yarattığını belirtti.
Bloomberg'in haberinde Fırat Nehri'nin sularının paylaşımı da önemli bir sorun olarak ele alındı. Türkiye, Suriye ve Irak arasında uzun yıllardır devam eden su anlaşmazlıklarının iklim değişikliği nedeniyle daha da önem kazandığı belirtildi.
Suriye ve Irak'ın Türkiye'yi nehir sularının akışını kısıtlamakla suçladığı, Ankara'nın ise bu iddiaları reddettiği hatırlatıldı.
Türkiye'nin Suriye'deki su altyapısının yeniden inşasına destek vermeyi kabul ettiği ve Irak'la su ve sulama alanında anlaşma imzaladığı ancak üç ülkeyi kapsayan kapsamlı bir su paylaşım anlaşmasının bulunmadığı aktarıldı.
Haberde, barajlardaki su seviyelerinin düşmesinin Türkiye'yi elektrik üretimi ile tarımsal sulama arasında tercih yapmaya zorlayabildiği belirtildi.
Bloomberg, Türkiye-Suriye sınırındaki gelişmelerin küresel ölçekte büyüyen bir sorunun örneği olduğunu vurguladı. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada zorla yerinden edilen insanların yaklaşık dörtte üçüne karşılık gelen 90 milyon kişi, iklim tehlikelerine yüksek düzeyde maruz kalan ülkelerde yaşıyor.
Öte yandan iklim değişikliğine uyum için gereken finansman ile sağlanan kaynaklar arasında büyük bir fark bulunuyor.
BM'ye göre gelişmekte olan ülkelerin 2035 yılına kadar yıllık 305 milyar dolarlık uyum finansmanına ihtiyacı olacak. Buna karşılık 2024 yılında sağlanan uluslararası kamu kaynaklı uyum finansmanı 31,7 milyar dolara kadar ulaştı.
Fotoğraflar: Selcan Hacaloğlu / Bloomberg